Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Savaş YUVA

Tavır, Her Şeydir!

Çoğumuz izlemişizdir belki.
“Kral Kaybederse” dizisinin birinci bölümünde yer alan o  “Kuyumcu Sahnesi’ni” ve altın değerindeki  o “Tavır Her Şeydir!”  mesajını…

Ama eminim ki çok azımız kavramıştır;
Bu sahnenin ne kadar derin bir anlam taşıdığını…
Ve bu mesajın ne kadar önemli toplumsal tespitler içerdiğini…

Abartmıyorum ve iddia ediyorum:
Bu sahne, size kitapların, seminerlerin, konuşmaların, öğretmenlerin ve hatta yılların bile veremeyeceği kadar derin bir hayat dersi sunuyor.

Israrla öneriyorum.
Siz de mutlaka izleyin derim bu sahneyi… Üstelik bu sahneyi izlemek için  sinemaya gitmenize de gerek yok… Bu linke: “Kral Kaybederse, Tavır Her Şeydir” tıkladığınızda Youtube’de hemen çıkar karşınıza zaten.

Yaklaşık 10 dakikalık bir sahne bu.
İzlediğinizde hayatınızdan 10 dakika eksilir belki…
Ama inanın, o 10 dakikada alacağınız ders, bir ömre bedel…

Sadece izlemekle kalmayın;
Görün… Anlayın… Fark edin… Ve gerekirse tüm sevdiklerinize paylaşın bence bu sahneyi…

Önemli Hatırlatma:
Youtube’de  bu “Kuyumcu Sahnesi’ni” izleyemeye giderken sahnenin etkisinde kalıp tekrar köşeme geri dönmeyi unutmazsınız umarım sevgili okurlarım… Anlatacağım çok önemli şeyler var daha… İzledikten sonra yine sizi bekliyorum burada… Sizler de benim için altın değerindesiniz çünkü :)”

Önemli hatırlatmamı yaptıktan sonra bu sahneden kare kare görüntüler ve verdiği mesajlardan  an be an bahsedeyim dilerseniz.

  •  Fadime’ye, Kenan Bey’in pırlanta paketini alma görevi verilir.
    (Talimatlar yukarıdan gelir, ama sorumluluğu her zaman aşağıdakiler taşır.)
  •  Fadime üstünü değiştirir, hazırlanır ve yola çıkar.
    (Niyetin temiz olması yetmez; görüntün “makbul” olacak.)
  •  Fadime, kuyumcunun kapısından içeri adımını atar.
    (Bazı kapılar fiziksel değil, sınıfsal duvarlarla çevrilidir.)
  •  Çalışanlar Fadime’yi baştan aşağı süzer.
    (Seni ilk önce gözleriyle soyup, sonra haysiyetini ölçerler.)
  •  “Kimsin? Kim gönderdi?” sorgusu başlar.
    (İsim verdin; ama yüzün sistemin kabul listesinde değil.)
  • Fadime, kapının dışına çıkarılır.
    (Görüntün seni suçlu konumuna düşürmek için yeterlidir.)
  • Fadime, telefon kulübesinde kendini suçlar.
    (Hata sistemin, ama suçun yükü senin omzunda.)
  • Kenan Bey’e haber gider, öfke büyür.
    (Adaletin tecellisi bile güç sahiplerine aittir.)
  • Kenan içeri girer, herkes ayağa kalkar.
    (Güç içeri girince sistem hizaya gelir; haklı girseydi dışarı atılırdı.)
  •  Kenan, “Kim bu kadını dışarı attı?” diye hesap sorar.
    (Güç hesap sorar, sistem yalnızca güçlüye cevap verir.)
  • Çalışanlar, Kenan’ın zorlamasıyla Fadime’den özür diler.
    (Zorla edilen özür, sadece utancın makyajıdır.)
  • Kenan, Fadime’ye “Tavır her şeydir” der.
    (Bu sistemde haklı olmak yetmez, dik durmazsan, yok sayılırsın.)
  •  Fadime paketi alır, gider.
    (Kutu elinde ama insanlık hala tozlu rafın arkasında saklı.)

Evet, sahneden yansıyan görüntüler ve mesajlar böyle…
İtiraf etmek gerekirse benim de haberim yoktu bu sahneden.
Sıradan bir televizyon sahnesi gibi izliyordum öylesine…

Taki sahnede yer alan Kenan Bey’in Fadime’ye hayat sana bugün bir şey gösterdi ve senden bir şey talep ediyor:

“Tavır…
Tavır her şeydir! Kapılardan öyle bir geçeceksin ki kimse seni kovmaya cesaret edemeyecek olsun.” sözünü deyinceye kadar.

Bir cümle…
Bir bakış…
Bir duruş…
Bir titreyiş…
Bir haykırış…
Bir uyanış…
 
Sonra ne oldu bilmiyorum. Ama yıldırım gibi bir şey çakıldı beynimin içine…  Zehirli bir ok saplandı sanki yüreğime…

Çünkü gerçekler acıydı ve acılar yaralayıcıydı…

İşte bu sözden sonra televizyon kanalını değiştirdim…
Düşünce kanalıma geçtim…
Kendi renksiz kanalıma…  
Kapkaranlık dünyama…
Asıl dünyama…
Benliğime…

Dizi devam etti kaldığı yerde… Ama ben hala o sahnede takılı kaldım… Sahne büyüdü… Dallandı budaklandı… Ve  daha da derinleşti düşünce diyarımda…

“Şimdi anladım” dedim kendi kendime bir anda! Ama neyi anladığımı ben de anlamadım önce.
Hayatın  kendisine çarpmışım meğer!
Uzun bir süreden sonra anladım…

Ve izlediğim şey bir dizi sahnesi değilmiş meğer…
İzlediğim şey, toplumun karanlık aynasıymış.
Bir teşhis raporuymuş.

Bu teşhis raporunu kim yazmıştı peki?

Kalemiyle toplumun yarasına neşter vuran ruh cerrahı Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nun tespitiydi bu.

Gülseren Budayıcıoğlu’nun psikiyatrist kimliğiyle kaleme aldığı “Kral Kaybederse” adlı bu romanında, gerçek bir hastasının hayatından esinlenmiştir.

“Kral Kaybederse”, tıpkı diğer eserleri gibi yalnızca bir hikaye değil; bir teşhis, bir uyarı, bir gözlemdir.

Bu etkileyici sahnenin arkasında sadece bir senarist değil, yıllarını insan ruhunun derinliklerine adamış bir psikiyatrın olması, sahneyi böylesine sarsıcı ve kıymetli kılan en önemli unsurdu zaten.

“Kuyumcu Sahnesi” ile bize neyi öğretti?

Dizi karakteri Fadime, sıradan bir vatandaştı belki. Ne suç işledi, ne art niyet taşıdı. Ama kuyumcu ona güvenmedi. Çünkü üstü başı “uygun” değildi. Çünkü kendinden emin yürümüyordu. Çünkü bakışları toplumun dayattığı ‘güven’ normlarına uymuyordu.

İşte iyi olmak Yetmiyor! Doğru olmak da yetmiyor. Eğer kendine güvenerek dimdik durmazsan, insanlar seni ezer geçer böyle. Çünkü adalet bile duruşla başlar.

Aynı kural; sokakta da geçerli, mahkemede de, okulda da, mecliste de…

Sen haklı bile olsan ama kendini savunmazsan, sesi yüksek olan haksız kişi haklı olur. Çünkü insanlar çoğu zaman gerçeğe değil, onun nasıl sunulduğuna bakar. Hakikat bile korkaksa ezilir. Yalan bile özgüvenliyse alkışlanır.

Gerçekten tavrın yoksa değerin de yok!

Zira gerçek hayatta Kenan Beyler, Fadimeler ve kuyumcular o kadar çok ki…
İlla ki siz de denk gelmişsinizdir hayatın içinde nice Kenan Beylere, Fadimelere ve kuyumculara…
Belki de kendiniz de yaşamışsınız bu aşağıdaki anlardan birini veya birkaçını…

* Fadime’nin orada yaşadığı aşağılama, her gün hastanede sırasını kaptıran annenin gözlerinde vardır.
* Şivesiyle alay edilen çocuğun, metroda sorulan “memleket neresi?” sorusuna utançla verdiği cevapta vardır.
* “Senin yaşın yetmez” denilerek susturulan çocuğun, duvara dönük sorularında vardır.
* Kadın olduğu için fikirleri yok sayılanın, sözü kesilince içine çektiği nefeste vardır.
* Fiziksel unsurlara önem vererek işe alınmayan kadının aynaya bakarken susturduğu cümlelerde vardır.
* Lüks arabaya yol verilip hurdaya küfredilen trafikte vardır.
* Sandıkta “zaten hiçbir şey değişmez” diye oy kullanan yurttaşın iç çekişinde vardır.

Hepsi birer yara izi…
Hepsi bir toplumun röntgen filmidir.

Bu yüzden tavır her şeydir!

Bu sahne artık bir dizi değil…
Yaşayan canlı bir sahne..
Bu sahnede ben varım…
Sen varsın…
O var…
Biz varız…

Bu sahne hayatın aynası…
Bu sahne hayatın aynısı…

Ve asla unutma:
Kral bir gün kaybeder. Ama sen tavrını kaybedersen, asla geri alamazsın.
Tavır her şeydir;

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER