Geçen gün arkadaşlarla güzel bir ortamdaydık.
Malum yaz sıcağı…
Her birimizin önünde çilekli shake dondurma!…
Şahane bir tat…
Lezzet puanlaması yapalım derken;
Koyu bir sohbetin içine girdik.
Ha bu arada bir detay daha var.
Masanın organizasyonundan sorumlu!…
Tüm lezzetlerin ana sponsoru!…
Ve finans direktörü de bendim;
Yani hesaplar, gururla, benden!…
Bu çok önemli bir detay benim için.
Zira bunu söylememin bir nedeni var.
İkram, kültürümüzde çok önemli bir yer tutar.
Amacım burada bunun önemine değinmektir.
İkram kültürümüzün özü başkadır.
Asaleti başkadır.
Her masada biri çıkar.
“Hesaplar benden olsun!” der.
Gönüllü olarak bu unvanı alır.
Bu bir gelenektir.
Öyle Kolay Değil!
Bir de ikram sahibi olmak da öyle kolay değil…
Yani sadece hesap ödemekten ibaret değil…
Bir yanda hizmet edeceksin…
Bir yanda “Başka bir isteğiniz var mı?” diyeceksin…
Bir yanda gülümseyeceksin…
Ben de öyle yaptım zaten;
Bir elim her an bir şey ister gibi havada…
Bir gözüm garsonla her dakika temasta…
Yüzümde gururlu bir ev sahibi tebessümü…
Tebessüm de yetmiyor;
“Afiyet, bal, şeker olsun, yarasın aslanlarıma!” diyorum.
Gözlerimin içi gülüyor…
Ama arka planda başka bir film kopuyor.
Garsonun masaya yaklaşma açısını hesaplıyor…
Adisyondaki rakamları aklımda süzüyor….
Ve hesaba yansıyan tutarı düşünüyorum.
Bu da geleneğimizin doğal bir sonucu…
Zira bardaktaki eriyen sadece dondurma değil.
Bayağı bildiğin milli servet.
Mukaddes Türk lirası.
Sıcakla beraber o da eriyip gidiyor;
Millî kültürümüz uğruna…
Aman Dikkat!
Ama bu milli serveti de tasarruflu harcayacaksın.
Ya kontrolden çıkarsa!…
O zaman “cömert” yerine “enayi” damgası da alırsın,
Hem de en yakınından!…
Bu yüzden cömertliğin asaletini korumanın da bir usulü vardır.
Bu da hesabı tek bir omuzda bırakmamak,
Yükü dengeli paylaştırmak gerek:
Yani bugün sen ikram edersin,
Yarın sıra diğerine gelir.
Bu döngü böyle döner durur dünya döndükçe…
Böylece ne gelenek yara alır ne de bütçe sarsılır;
Yük paylaşılınca tatlanır, dostluklar pekişir.
Kimi zaman bu sıra bozulsa da olur…
Yine de feda olsun dersin.
Para dediğin ne ki?!…
Hayat güzel ya…
Herkes mutlu ya…
Eh, eğlenip geçiyoruz bu şekilde.
Yine O Karanlık El!
Ama ne zaman böyle neşeyle dolsak…
Bir masada toplansak…
Sohbeti koyulaştırsak…
Karanlık bir el uzanır;
Huzuru çekip alır,
Yarısı yenmiş dondurma gibi,
Her şey yarım kalır.
Tam da öyle oldu.
Aniden masadaki arkadaşımız Bekir Bey’in telefonu çalındı.
Ekrana baktı…
Yüzü sarardı soldu…
Kontrolsüz bir şekilde:
“Ne oldu? Kim? Düştü mü?” diye sorular ordu telaş içinde.
Ayağa fırlamasıyla sandalyeyi devirmesi bir oldu.
Kelimeler boğazında düğümlendi.
Yazın sıcağında dondu kaldı.
Sonra öğrendik tabi mevzuyu.
Meğer hanımı elektrikli scooter’dan düşmüş,
Sert bir şekilde kaldırıma çarpmış…
Apar topar hastaneye yetiştirmişler.
Hep birlikte masadan kalkıp olay yerine doğru gittik.
Tam o sırada yanımızda olan yılların acil servis sürücüsü ve aynı zamanda motor tutkunu Can Bey söze girdi.
Gergin ve şoktaydı:
“Böyle olacağını biliyordum arkadaşlar!” dedi.
Biliyordum derken tahmine değil; tecrübeye dayalı bir öngörüydü bu.
Kısa bir dinlemeden sonra:
“Ben yıllardır trafiğin içindeyim, direksiyon sallıyorum anlayacağınız, üstelik bir motor tutkunu olarak ustaca motor sürüyorum. Ama var ya, ben bile şu scooter’ü sürmekten çekiniyorum. Kaç defa denedim. O kadar tehlikeli ki… Çok garip bir şey!” dedi.
Sözlerine dikkat kesilmiştik.
Tecrübe konuşuyordu çünkü.
Sözünü kesmemek için hepimiz sus pus olduk:
“Eee!” dedik sadece…
Yine devam etti:
“Motorda en azından oturuyorsun, hakimiyetin var, ağırlık merkezin dengede. Ama scooter’da ayaktasın. İncecik bir tahtanın üstünde, kör talihle ilerleyen bir cambaz gibi denge tutman lazım. O tekerlekler en ufak bir çukurda, bir kaldırım taşında kilitleniyor.”
Evet.
Haklıydı.
Akıl İşi Değil!
Etrafımıza baktık:
Sokak, zıvanadan çıkmış bir sirk.
Solumuzdan 25-30 ile fırlayan scooterlar…
Üstünde kenetlenmiş ikişer, üçer kişiler….
Kulaklarda son ses müzik.
Kırmızı ışık sadece bir lamba süsü.
Ters şerit otoyol edilmiş.
Kafada kask yok.
Akıl desen akıl yok.
Koruma ekipmanı yok.
Eller gidonda değil;
Birinde telefon diğerinde sigara…
Tek teker üstünde giden hokkabazlar…
Scooter üzerinde sörf yapan akrobatlar…
Sinyalsiz, ani savrulan manevralar…
Minibüs önünden fırlayanlar.
Kör noktalardan patlayan kabuslar.
Sokaklar artık birer cehennem koridoru.
Scooterler, caddelerin altını üstüne getiriyor
Çocuklar…
Gençler…
Yediden yetmişe herkes…
Scooter bir yaşam tarzı!…
Üstelik scootera sahip olmak çok basit!
İki tıkla uygulamayı indir.
Kredi kartından parayı çek.
Sonra o hızlı demir yığınını sokağın ortasına sal.
Hayata bağlan!…
Ne ehliyet soran var.
Ne yaş sınırı getiren var.
Ne denetim yapan var.
Ne de en ufak bir trafik eğitimi veren.
Hangi çağda yaşıyoruz Allah aşkına?
Bu kadar mı ciddiyetsizlik olur?
Yok mu bunları bir denetleyen?
Yok mu bu cinayetlere bir dur diyen?
Teknoloji adı altında resmen seyyar birer katil üretiyoruz!
Yılların sürücüsü Can Bey bile üzerine çıkmaya korktuğu o ucube araçları, çocukların ellerine oyuncak diye veriyorsunuz.
İlla ki bir hanım vatandaş, kaldırıma çakılınca mı aklınız başınıza gelecek?
Yazarken Bile Can Alıyor!
Her gün hastaneler bu kayıt dışı vakalarla dolu.
Sokaklarımız açık hava morguna döndü.
Artık kaldırımda bile güvenle yürüyemiyoruz.
Ben bu satırları yazarken;
Hala da o demir yığınları can alıyor.
Şirketler kasayı dolduruyor.
Acil kapısında ana babalar ağlıyor.
Feryatlar yeri göğü inletiyor.
Hemen Şimdi!…
Can güvenliği, ertelenebilecek bir konu değildir.
Geciken her önlem, yeni acıların habercisidir.
Bugün yüreği yanan bir aile var.
Yarın aynı acıyı yaşamayacağımızın hiçbir garantisi yok.
Sessizlik, ihmali büyütür;
İhmal ise yeni canlar alır.
Sokaklar güvenli olmalıdır.
Kurallar tavizsiz uygulanmalıdır.
Standartları karşılamayan araçlar trafikten çekilmeli;
Ehliyet, plaka ve yaş sınırı eksiksiz denetlenmelidir.
Hukukun olmadığı yerde tesadüf vardır;
Tesadüf ise can güvenliği sağlayamaz.
Bugün harekete geçmek zorundayız.
Çünkü yarın söylenecek hiçbir söz;
Giden bir canı geri getirmeyecektir.
İlk adımı atalım.
Yarın çok geç olur;
Bence hemen şimdi!…
Not: Bu arada Medya Gözü yayın grubu olarak; arkadaşımız Bekir Bey’in ailesinin geçirdiği talihsiz kaza için geçmiş olsun dileklerimizi iletir, acil şifalar temenni ederiz.

eğitim her şeyin başı eğitim şart