Sabahları okul öncesi çocuklar tabletle uyanıyor. Kahvaltı yerine video, arkadaş yerine avatar izliyorlar. Eskiden sokakta seksek oynayan çocuklar vardı, şimdi sessizlik var. Toprak kokusu yok, dizleri yara yok. Kalpler dijitale bağlı, ama birbirine değil. Ve maalesef kimse bunun ne kadar tehlikeli olduğunu tam olarak konuşmuyor.
Bir çocuk artık dışarı çıkmak istemiyorsa, bu sadece tembellik değil; bir yalnızlık işaretidir. Çünkü gerçek dünya artık onların gözünde yavaş, sıkıcı, renksiz. Dijital oyunlar, onlara istediği kahramanlığı bir tuşla veriyor. Oysa hayat öyle değil. Gerçek arkadaşlık, sabır ister. Gerçek mutluluk, anı paylaşmakla gelir. Ama tabletin ekranı, yalnızca yüzünü aydınlatır; kalbini değil.
Eskiden çocuklar hayal gücüyle ordu kurardı. Şimdi dijital oyunlar hayal etmeyi bile öğretiyor. Yani “hayal bile dış kaynaklı” hale geldi. Sınırları cihazlar çiziyor. Bir çocuğun en güzel oyunu, arkadaşlarıyla yaptığı saçma sapan bir icattı belki. Şimdi algoritmalar ne oynayacaklarını, ne hissedeceklerini söylüyor. Korkuyorum çünkü çocukların hayal dünyası, veriyle formatlanıyor.
Eskiden çocuklar birbirine çarpıp düşerdi, şimdi sadece Wi-Fi kesilince ağlıyorlar.
Oyun parkları paslanıyor, ama tablet camı tertemiz. Yani dışarıda toz yok, çocuk yok, ses yok. Sessizlik, dijitalin yükselişidir. Ebeveynler “Aman ağlamasın” diye tableti veriyor, ama aslında gerçek ağlamalar büyüyünce gelecek.
Çocuklar artık gerçek değil, sanal arkadaşlar biriktiriyor.
Bir ekranın arkasında geçen çocukluk, ne kadar gelişmiş görünse de, aslında eksik bir büyüme demek. Oyunlar çok, ama gerçek bağlar yok. Kahkaha sesi yok, paylaşım yok.
Çocuk, dokunarak büyür; kaydırarak değil.
Teknoloji gelişsin, buna karşı değiliz. Ama çocuk ruhu dijitalle doymaz. Ona doğa, arkadaş, oyun gerek.
Tablet geçici bir susturucudur. Çocukluk ise geri gelmez.
Unutmayalım, çocukların ellerine tablet değil, top vererek gelecek inşa edebiliriz.

YORUMLAR