Bir toplumun geleceği yalnızca okullarında, fabrikalarında, meclislerinde ya da meydanlarında şekillenmez. Bazen bir ülkenin geleceği, hiç farkında olmadan, mutfakta ve sofrada şekillenir.
Kur’ân-ı Kerîm’de, “Yeryüzünde gücü ellerine geçirdikleri zaman ekini ve nesli bozarlar” (Bakara, 2/205) buyurulması, insanın yeryüzündeki sorumluluğunu hatırlatan son derece önemli bir uyarıdır. Bu ayeti yalnızca sosyal veya siyasi bir bağlamda değil; insanın toprağa, üretime, gıdaya, sağlığa ve gelecek nesillere karşı sorumluluğu açısından da düşünmek gerekir.
Çünkü bugün soframıza gelen gıdanın hikâyesi, market rafında başlamıyor.
Tohumdan toprağa, üretimden fabrikaya, fabrikadan ambalaja, ambalajdan soframıza kadar uzanan uzun ve karmaşık bir süreç söz konusu.
Peki biz bu sürecin ne kadarını biliyoruz?
Elimize aldığımız bir ürünün arkasındaki etikete baktığımızda çoğu zaman birbirinden farklı kodlar, kimyasal isimler ve teknik ifadeler görüyoruz. Ancak bunların ne anlama geldiğini kaçımız gerçekten biliyoruz?
İşte asıl mesele tam da burada başlıyor.
Helal Sadece “Haram Değil” Demek Değildir
İslam’ın gıda konusundaki yaklaşımı yalnızca “haram olanı yememek” şeklinde dar bir çerçeveye indirgenemez. Helal, temiz, güvenilir ve şüpheden uzak olana yönelmek de bu anlayışın önemli unsurlarıdır.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şu hadisi bu konuda temel bir ölçü ortaya koymaktadır:
“Helal bellidir, haram da bellidir. Bunların arasında insanların birçoğunun bilmediği şüpheli şeyler vardır…” (Buhârî, Îmân, 39)
Bugünün tüketicisi açısından bu hadis üzerinde yeniden düşünmek gerekiyor.
Çünkü modern gıda endüstrisinde mesele artık yalnızca bir ürünün açıkça haram olup olmadığını bilmekten ibaret değildir. Ürünün içinde ne olduğunu, kullanılan katkı maddesinin kaynağını, üretim sürecini ve bu bileşenin hangi yöntemlerle elde edildiğini bilmek de önem kazanmıştır.
Bir katkı maddesi hayvansal kaynaklı mı?
Bitkisel mi?
Sentetik mi?
Hayvansal kaynaklıysa hangi hayvandan elde edildi?
Üretiminde kullanılan hammaddenin niteliği nedir?
Ve bütün bunlar tüketiciye açıkça bildiriliyor mu?
İşte modern Müslümanın karşı karşıya bulunduğu yeni sorular bunlardır.
Etiket Var, Fakat Bilgi Nerede?
Bugün market raflarında yüzlerce, binlerce farklı ürün bulunuyor. Ancak ürünlerin üzerindeki etiketlerin tüketici açısından gerçekten anlaşılır olduğunu söylemek her zaman mümkün değil.
Özellikle katkı maddeleri konusunda kullanılan teknik kodlar ve kimyasal ifadeler, sıradan tüketicinin ürünü değerlendirmesini güçleştirebiliyor.
Bir anne, çocuğuna aldığı bisküvinin içeriğini merak ediyor.
Bir baba, ailesi için aldığı hazır gıdanın güvenilir olup olmadığını bilmek istiyor.
Bir tüketici, satın aldığı ürünün dinî hassasiyetleri açısından uygun olup olmadığını öğrenmek istiyor.
Fakat karşısında çoğu zaman uzmanlık gerektiren bir içerik listesi buluyor.
Burada sorun tüketicinin ilgisizliği kadar, bilginin anlaşılabilir ve erişilebilir olmamasıdır.
Tüketicinin satın aldığı ürünün içeriğini bilmek en temel hakkıdır.
Mutfak, Sadece Yemek Yapılan Yer Değildir
Bence bugün yeniden düşünmemiz gereken en önemli meselelerden biri de budur.
Mutfak yalnızca yemek pişirilen bir yer değildir.
Mutfak; sağlığın, kültürün, ailenin, ekonominin, inancın ve gelecek nesillerin şekillendiği yerdir.
Bu nedenle özellikle ailelerin gıda konusunda bilinçlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Çocuklarımızın ne yediğini bilmek, yalnızca onların karnını doyurmak değildir. Onların sağlığını, alışkanlıklarını ve geleceğini de korumaktır.
Bu noktada kadınların ve aile içinde gıda tercihlerini belirleyen herkesin önemli bir sorumluluğu bulunmaktadır. Ancak bu sorumluluğu yalnızca kadınlara yüklemek de doğru değildir. Helal ve güvenilir gıda konusunda sorumluluk bütün toplumundur.
İslam Dünyasının Ortak Bir Gıda Politikasına İhtiyacı Var
Bugün helal gıda konusunda farklı ülkelerde çeşitli sertifikasyon sistemleri ve kurumlar bulunmaktadır. Ancak İslam dünyasının ortak bilimsel standartlar, güvenilir sertifikasyon ve şeffaf denetim mekanizmaları konusunda daha güçlü bir iş birliğine ihtiyacı olduğu açıktır.
Gıda mühendisleri, kimyagerler, biyologlar, veteriner hekimler, hukukçular, tüketici hakları uzmanları ve ilahiyatçılar aynı masa etrafında buluşmalıdır.
Çünkü artık karşımızdaki mesele yalnızca fıkıh kitaplarında yer alan klasik gıda maddelerinden ibaret değildir.
Genetik teknolojiler var.
Yeni nesil gıda üretim teknikleri var.
Laboratuvar ortamında geliştirilen proteinler var.
Çok farklı kaynaklardan elde edilen katkı maddeleri var.
Dolayısıyla geçmişin bilgisiyle bugünün teknolojisini buluşturan yeni bir ilmî yaklaşım geliştirmek zorundayız.
Soframızı Bilgiyle Korumalıyız
Burada yapılması gereken şey korku üretmek değildir.
Her katkı maddesini tehlikeli ilan etmek de değildir.
Her uluslararası kuruluşu veya üreticiyi peşinen suçlamak hiç değildir.
Asıl yapılması gereken bilgiye dayalı bir tüketici kültürü oluşturmaktır.
Şüphe varsa araştırmak…
Kaynağı belli değilse sorgulamak…
Etiketi okumak…
Güvenilir sertifikayı aramak…
Bilim insanlarının çalışmalarından yararlanmak…
Ve dinî hassasiyetlerimizi bilimsel gerçeklerle birlikte değerlendirmek.
İşte gerçek anlamda bilinçli tüketim budur.
Mutfaktaki Mücadele Bilgiyle Verilir
“Mutfak cihadı” ifadesini kullanacaksak, bunu da doğru anlamamız gerekir.
Bu mücadele herhangi bir topluma, millete veya kişiye karşı değildir.
Bu mücadele;ccehalete karşı bilgidir.
Şeffaf olmayan üretime karşı şeffaflıktır.
Yanlış bilgilendirmeye karşı doğru bilgidir.
Tüketici hakkının ihlaline karşı bilinçtir.
Sağlıksız beslenmeye karşı sorumluluktur.
Ve nihayetinde insanın inancına, bedenine ve geleceğine sahip çıkma çabasıdır.
Çünkü mesele yalnızca bugün ne yediğimiz değildir.
Mesele, yarın çocuklarımıza nasıl bir sofra bırakacağımızdır.
Bir toplumun geleceğini anlamak istiyorsanız bazen meclise değil, mutfağa bakmanız gerekir.
Çünkü geleceğin nesli, çoğu zaman sofrada yetişir.
Selam ve Dua ile

YORUMLAR