Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Savaş YUVA

Birlikte Tarih Yazacağız!

Toplumun temeli;
Aile.

Geleceğin teminatı;
Gençlik.

Ve o temeli daha başlamadan yıkan acı gerçek;
Yuva kuramamak.

Evlenmek isteyen pırıl pırıl gençler…
Bir ömrü paylaşmak için yola çıkan umutlar…
Ve karşılarına dikilen o ilk acımasız duvar:
Maaşından fazla istenen kiralık konutlar…

Yuva bulamamak, gençlerin evlenememesi demektir.
Evlenememek ise aile kurumunun sessizce yok olması demektir.

Şimdi TÜİK Rakamlara Bakalım.

Fazla geçmişe gitmeye gerek yok;
TÜİK’in son iki yılın tablosu her şeyi anlatıyor zaten…

2024 yılında 569 bin 983 olan evlenen çift sayısı;
2025 yılında gerileyerek 552 bin 237 seviyesine indi.

TÜİK 2025 verilerine göre ortalama ilk evlenme yaşı ilerlemiş.
Erkeklerde 28,5 iken;
Kadınlarda ise 26,0 olarak kayda geçti.

Geçmiş yıllarla mukayese edildiğinde;
Her iki cinsiyette de ilk evlenme yaşının sürekli yükseldiği,
Ve evliliklerin ileri yaşlara ertelendiği açıkça görülüyor.

Evlilik sayıları azalırken boşanan çiftlerin sayısına da bakalım.
2024’te 188 bin 963 iken;
2025 yılında 193 bin 793 seviyesine yükseldi.

En keskin kırılma ise doğum istatistiklerinde yaşanıyor.
2024 yılında 937 bin 559 olan canlı doğan bebek sayısı;
2025 yılında 895 bin 374 seviyesine geriledi.

Kısaca TÜİK verileri son yıllarda;
Evlenme oranlarının ve kaba evlenme hızının azaldığını,
İlk evlenme yaşının yükseldiğini,
Boşanma oranlarının arttığını,
Ve doğum istatistiklerinin düştüğünü resmen tescilliyor.

Peki neden bu duruma geldik sizce;

Hayat pahalılığı…
Ekonomik belirsizlik…
Kariyer masalı…
Çocuk yetiştirememe…

Herkes her şeyi az çok tahmin edebiliyor;
Ancak asıl tetikçi konut fiyatlarıdır

Dört duvar bir servet olunca;
Artık yuva kurmak imkansız oluyor.

Böyle Bir şey Görülmedi!

Türkiye ekonomik krizlere yabancı bir ülke değil;
Devalüasyonları da gördü bu topraklar…
Yüksek enflasyon sarmallarını da…
1970’lerin kuyrukları hala hafızalarda…
1990’ların gecelik faiz şokları dün gibi akıllarda.

Cumhuriyet tarihi boyunca en ağır ekonomik buhranlar görüldü.
Savaşlar, kıtlıklar, iflaslar yaşandı bu ülkede…

Ama sıradan, ortalama konut kiralarının net asgari ücreti geçtiği görülmedi.
Hatta maaşın tamamının kiralık bir odaya bile yetmediği böyle bir dönem asla yaşanmadı.

Geçmişin krizlerinde de kiralar fırlardı, doğru.
Fakat o dönemlerde maaşlar da enflasyon oranında güncellenirdi.
Yine de bir şekilde denge kurulurdu.

İstanbul’un en lüks semtlerinde ev tutamazdı belki işçi, emekçi.
Ama Anadolu’nun genelinde başını sokacak insanca bir yuva kurabilirdi.

Bugün ise barınma hakkı tamamen gasp edildi.
Sadece elitlerin, spekülatörlerin ve yabancı yatırımcıların erişebildiği bir lüks artık.
Kendi vatandaşını kendi öz yurdunda barınamaz, kiralık ev bulamaz hale getiren bu çarpık sistem…
İnsanımızı köksüz bırakan bir anlayış.

Bu kriz, sadece yanlış ekonomi politikalarının bir sonucu değil;
Dar gelirliyi korumaktan uzak…
Gözü dönmüş bir rant politikasının ürünü….

İnşaat maliyetleri katlanırken konut üretimini lüks rezidanslara kaydıranlar…
Üç kuruş döviz uğruna yabancıya konut satışı karşılığı vatandaşlık dağıtanlar…
Kontrolsüz göç dalgalarıyla kiralık ev piyasasını tamamen kilitleyenler…
İşte bu tablonun asıl sorumluları onlardır.

Şimdi ekranlara çıkıp masallar anlatıyorlar:
“Enflasyon düşüyor” diyorlar.
“Ekonomi dengeleniyor” müjdesi veriyorlar.
Akıllarınca biz de inanıyoruz sanıyorlar…

Sormuyorlar mı size?
Hangi dengeden bahsediyorsunuz?
TÜİK’in açıkladığı ve sokağın gerçekleriyle uyuşmayan o tartışmalı rakamlar gerçeği değiştiriyor mu?
Sokağın, çarşının, emlak ofislerinin gerçeğini gizleyebiliyor mu?

Gerçek ekonomi göstergeleri o süslü grafiklerde değil;
Hayatın tam içinde…
Gerçeği görmemek için kör olmak gerek…

İstatistiklerin gizlediği o acı gerçekleri, hayatın içinde arayın:

“Ya öde ya çık” ihtarını alan ailenin uykusuzluğunda,
“Yetersiz bakiye” mahcubiyetiyle otobüsten inen öğrencide,
“Para yetmedi” diyerek ilacını eczanede bırakan annede,
“Gram hesabı” ile domates almak zorunda kalan emeklinin yüzünde,
“Yol parasını” evladına verip işe yayan giden işçinin ellerinde,

Haydi şimdi anlatın masalınızı…
Enflasyon nasıl düşmüş?
Burada hangi başarı var?
Nasıl bir denge kuruludur?
Neyin  müjdesi veriliyor?

Doğru…
Alışveriş merkezleri, marketler herkese açık…
İndirim var aldatmacalarıyla her yer tıklım tıklım…
Görüntüde canlı bir ekonomi algısı var…
Ama etiketler açık ve net bir dille konuşuyor:
-“Senin bu ürünleri alma hakkın yok!”
-“Bunlara dokunma bile!”
-“Bunlar ancak parası olanlara mahsustur!”
-“Senin insanca giyinme, yeme, içme hakkın yok!”

Sadece vitrinler bakmak serbest…
Reyonlarda gezmek bedava…
Ama satın almak dar gelirliye kesinlikle yasak!
Kasalar halka kapalı birer sınır kapısı!
Orada sadece zenginlerin parası geçerli!

Halkın parasını çalanlar yine halkın parasıyla sepeti dolduruyor!
Rantçılar halkın gözü önünde sefa sürüyor!
Onlar sepetlerini tepeleme doldururken;
Onurlu insanlar sadece izliyor!
Bu durum alın teri dökenlerin ağrına gidiyor!
Halkın sırtından doyanlar göz göre göre nispet yapıyor!
İmkanı olmayanların gururu kasaların önünde çiğneniyor!

Bu sadece bir eşitsizlik değil;
İnfilak etmeye hazır toplumsal bir cinnet!
Bu sadece ekonomik bir çöküş değil;
Bizi biz yapan ne varsa, kökünden sarsan derin bir felaket!

Yuva kuramayan bir gençlik…
Evlenemeyen çaresiz nesiller…
Ekonomik baskı yüzünden dağılan yuvalar…
Ve mahkeme kapılarında tartışmalar…
Sokak ortalarında birbirini vuran insanlar….

Bu mudur sizin ekonomi göstergeniz?
Ocaklar sönmüş…
Halk tükenmiş…
Rant büyümüş…
Esnaflar icralık…
İnsanlar davalık…

Tarih bu dönemi unutmayacak;
Kendi insanına bir yuvayı çok göreni…
Onu sokakta çaresiz bırakanı…
Aile kurumunu kökünden yıkanı…
Süslü grafiklerle açlığı gizleyeni.
Tarih, en kara sayfalarıyla yazacak!

Biz buradayız.
Tarihin bu en büyük barınma krizini haykırmaya devam edeceğiz.
Halkın elinden alınan en temel hakkı bıkmadan, usanmadan yazacağız.
Çünkü susmak, bu haksızlığa ortak olmaktır.

Söz veriyoruz gençler,
Her şeyi yazacağız:

Yazacağız  çünkü;
Barınmak lüks değil, en temel insan hakkıdır!

Yazacağız; çünkü;
Bu ülkenin gençleri kendi yurdunda yuvasız bırakılmamalıdır!

Yazacağız çünkü;
Evlenemeyen, yuva kuramayan nesillerin geleceği olmaz!

Yazacağız çünkü;
Asgari ücretin bir odaya yettiği bu düzeni kabul edilemez!

Yazacağız çünkü;
Sokağın çığlığı süslü grafiklerden daha büyüktür!

Yazacağız gençler;
Susmak, bu haksızlığa ortak olmaktır.
Biz suça ortak olmak değil;
Suçu ortaya çıkaracağız.

Yazacağız gençler,
Yeni nesillerin yöneticileri ibret alsın,
Bir daha asla yaşanmasın diye;
Tüm bu yaşananları…
Baştan sona…
Satır satır…
Hücre hücre…
Tarihe not düşeceğiz!

Yazacağız gençler,
Birlikte tarih yazacağız…

 

 

 

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER