Ortadoğu Alev Alev!
Füzeler, havada uçuşuyor…
Sirenler, kulaklarda çınlıyor…
Görüntüler, insanı ürpertiyor…
Yine korku var… Çığlık var… Yıkım var… Karanlık var… Ölüm var…
Ama akıl yok… Sağduyu yok… Vicdan yok… Adalet yok… Umut yok…
Dünya, sadece izliyor bu olup bitenleri…
İnsanlık, sessiz, suskun, tepkisiz ve hissiz…
Sanki o coğrafya başka bir gezegendeymiş gibi…
Sanki onlarla aynı gökyüzünün altında yaşamıyormuşuz gibi…
Sanki orada yanıp kül olan canlar, can değilmiş gibi…
Bilmediğimiz bir şey var:
Ateş, sadece düştüğü yeri yakmaz.
Bir gün hepimizin kapısını çalar.
Ve o zaman, sessiz kalmanın bedeli hepimize çok ağır olur.
Hala Vakit Var!
Gelin bu ağır bedeli ödemeden oyunun farkına varalım:
Aslında biraz derin bakınca bu savaşta bir gariplik var:
Ne İran gerçekten savaşta, ne de İsrail.
İkisi de vuruyor, vuruluyor…
Neden vuruyoruz neden vuruluyoruz diye durup düşünmüyor bile!
Bu savaşın kumandası Tel Aviv’de değil. Tahran’da da değil.
Bu savaşın düğmesi Washington’da.
ABD, Ortadoğu’daki bu kontrolsüz ateşi, Türkiye’ye, Çin’e, Rusya’ya karşı stratejik bir tehdit dili olarak kullanıyor.
Amaç, gözdağı.
Bu gözdağı mesajı, Tahran’a ya da Kudüs’e değil; Ankara’ya, Pekin’e ve Moskova’ya gidiyor.
İsrail de İran da aslında aynı oyunun figüranı.
Kendileri bile neye hizmet ettiklerinin farkında değil.
Bu tamamen ABD’nin yazdığı bir senaryonun bir sahnesi…
Zira savaşan bu iki ülkenin gerçek hedefi ne bir toprak parçası, ne bir mezhep kavgası, ne de bölgesel bir çıkar söz konusu…
Hiçbir şey göründüğü gibi değil!…
Görünen Bu Değilse Ne Peki?!
ABD, artık dünyanın tek patronu değil.
Ekonomide Çin geliyor. Askeri güçte Rusya hala masada. Jeopolitikte ise Türkiye tarihi rolünü geri alıyor. İşte bu durum Washington’u korkutuyor.
ABD, bunu görüyor.
Görüyor ve yeni yükselen güçleri yavaşlatma adına savaşın dumanını kullanıyor.
O yüzden İsrail ve İran’ı sahaya sürüyor. Savaşın dumanı altında, kendi çöküşünü yavaşlatmaya çalışıyor.
Bugün İran-İsrail hattında patlayan her bomba, Çin’in ekonomik büyümesine, Rusya’nın askeri yayılımına ve Türkiye’nin bölgesel liderliğine mesaj taşıyor.
Hepsi bu.
Nokta!
Bugün İran-İsrail hattında patlayan her bomba, Çin’in ekonomik büyümesine, Rusya’nın askeri yayılımına ve Türkiye’nin bölgesel liderliğine mesaj taşıyor.
Anlam ve öneminden dolayı bir kez daha yazdım.
Artık son noktayı siz koyun bundan sonra.
Dünya Barışı Mümkün Mü?
Mümkün!
Ama öncelikle şunu belirtelim.
İsrail de İran da hala kendini ‘Büyük Oyun Kurucu’ sanıyor.
Halbuki ikisi de ABD’nin kurduğu satrançta birer piyon!
Başka birinin hesapları uğruna kendi halklarını mezara gönderiyorlar.
Yani İsrail de İran da kendi ipleriyle dans eden kuklalardan ibaret.
Asıl kuklacı kim mi?
Tabii ki ABD!
İşte dünya barışı için çözüm tam burada!
Dünya barışı için İsrail ve İran’ın bu oyunda kukla olduklarını fark etmeleriyle mümkündür ancak. Eğer bu iki ülke, ABD’nin kendi üzerlerinden kurguladığı stratejiyi çözerse ve silahlarını birbirlerine değil, asıl kumandanın başındaki ABD’ye yöneltirlerse, işte o zaman dünya tarihi yeniden yazılır.
Düşünsenize…
Birbirlerine düşman ilan edilen bu iki ülke, bir sabah ABD’nin çıkar çatışmalarına ‘Dur!’ diyebilse…
Bu, sadece Ortadoğu’da değil, tüm gezegende barışın en büyük adımı olur.
Çünkü bazen barış, en beklenmedik yerden filizlenir.
Ve o filiz, devrim olur.
Dünya panikte!
Kimin dost, kimin düşman olduğu belirsiz… Gerçek ile kurgu birbirine karışmış. Şu an söz bitti, silahlar konuşuyor.
Dünya panikte…
Gözler hedefte…
Parmak tetikte…
Biri şakadan ‘BOOMMM’ dese dünya patlayacak…
Yer yerinden oynayacak…
Oysa kimse bilmez;
Kurşunlar medeniyet kuramaz.
Füzeler, adalet getiremez.
Ve kan, hiçbir zaman barışın zemini olamaz.
Şimdi herkes perde kapanmadan son sahneyi bekliyor.
Kimi yıkım için hazırlanıyor; kimi yeniden inşa için…
Çin susuyor.
Rusya izliyor.
Ve Türkiye, sabırla bekliyor.
Çünkü bu kaosun sonunda ya yeni bir dünya doğacak…
Ya da eski dünya hepimizi yakacak!
Senaryonun Son Sahnesini Kim Yazacak…
Türkiye olarak;
Savaşanların değil, yarınları yazacakların safında olmalıyız.
Bin yıllık birikimimizle, aklımızla, ahlakımızla ve tarihi sorumluluğumuzla…
Son sahneyi kalemle yazmalı, dünyaya adaletin sesini duyurmalıyız.
Ve bu senaryonun ilk sahnesini ABD yazsa da; son sahnesini Türkiye yazacak!

YORUMLAR