Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Savaş YUVA

Ekranı Kırın, Hayata Dokunun!

Güzel bir pazar sabahı…
Güneşin ilk ışıkları ışıl ışıl…
Gökyüzü henüz kirlenmemiş…
Sokaklar sessiz…
Yankılanıyor duvarda saatin kalp atışları…
Ve güne, penceremizden usulca süzülen o eşsiz pazar aydınlığıyla uyanıyoruz.

Her şey ne kadar duru, ne kadar doğal ve ne kadar gerçek görünüyor; değil mi?

Gerçi siz, güne nasıl başladınız bilmiyorum. Ama o altın sarısı güneş ışıkları odanıza dolarken, perdeyi hafif aralayıp gerçek dünyayı camdan görmek yerine eğer eliniz, telefonunuzun o soğuk ekranına gidiyorsa; günün ışığını değil de bir işlemcinin parıltısını yüzünüzde hissediyorsanız, o sabah aslında hiç uyanmamışsınız demektir. Bu yüzden size “Günaydın” demeyeceğim. Çünkü görüyorum ki, henüz uyanmadınız. Gözleriniz açık olabilir, elinizde o parlak ekranlar olduğu sürece ruhunuz derin bir uykuda.

Hepimiz buradayız; nefes alıyoruz, düşünüyoruz; ama var değiliz. Gerçi bedenimizle varız; ama düşüncelerimizle yokuz. Biz artık fiziksel evrenin sakinleri değil, dijital bir mezarlığın neşeli hayaletleriyiz.

Sokaklara bakın. İnsanlar yürümüyor, sadece ellerindeki o parlak cam parçasına odaklanıp sürükleniyorlar. Manzaranın tadını çıkaran kimse kalmadı; herkes o manzarayı dondurup, başkalarına yüzüne sahte gülücükler kondurarak “ne kadar mutlu olduğunu” kanıtlama derdinde nedense…

Acı olan gerçek ne biliyor musunuz? Biz kendimizi gerçek dünyada sanıyoruz, aslında sanal dünyanın bir gerçeği haline geldik. Bedenimiz burada ama ruhumuz sunucularda saklı. Sevgimiz bir “beğeni” tuşuna, öfkemiz bir “yorum” satırına, yasımız bir siyah kareye indirgendi. Birbirimizin gözlerinin içine bakmak yerine, birbirimizin “akışını” takip ediyoruz. Dokunmanın mucizesini, ekran kaydırmanın hızıyla takas ettik.

Hem gerçek dünyaya bir şey olduğu da yok! O, tüm varlığıyla, kusurlarıyla, bekleyişleriyle ve o ağırbaşlı sessizliğiyle hep yanı başımızda durmaksızın dönüp duruyor. Gerçek dünya; tozlu, yorucu, bazen acı, bazen tatlı ve genellikle belirsiz bir ortamdan ibaret. Oysa sığındığımız sanal dünya ise; pürüzsüz, filtrelenmiş ve her an emrimize amadedir. Sanal alemde herkes mutluluğun zirvesinde! Orada herkes en bilge, herkes en sağduyulu, herkes en eğitimli… Profil sayfalarında herkes birer filozof, herkes birer ahlak bekçisi, herkes hayatından sonsuz memnun. Orada kimse yaşlanmıyor, kimse çirkinleşmiyor; kimse suç işlemiyor; her yüz kusursuz bir algoritmanın elinden geçmiş, her gülüş önceden ayarlanmış kombinasyonlardan ibaret.

Ama o sanal dünyada durum böyleyken o ekran kapandığında geriye ne kalıyor?

Koca bir hiç.

Aslında biz kolayı seçtik. Gerçek acıdan kaçarken, sahte mutlulukların kölesi olduk.

Hepimiz bir simülasyonun içinde, kendi ellerimizle ördüğümüz dijital parmaklıkların arkasında çürüyoruz. Teknolojinin en büyük keşfi ışınlanma ya da ölümsüzlük olmadı; biz, varken yok olmayı keşfettik.

Takip ettiğiniz kişinin profiline dikkatlice bakın. Baktığınız kişinin bir de gerçek yüzüne ve gerçek hayatındaki profiline bakın. Baktığınız kişinin gerçek hayatı ile sanal hayatı arasındaki farkın farkını fark edebildiniz mi?

Uyanın demiyorum. Çünkü sanalın rüyası, gerçeğin gerçeğinden daha tatlı geliyor size.

Herkes hayatın tatlı tarafına yöneliyor. Oysa insan, doğası gereği acı ve tatlı anları bir arada yaşamaya programlanmış. “Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın!” der Rus Filozof Lev Tolstoy. İşte ben de biraz canınız acısın istiyorum. Acı duyun ki başkalarının acısını duyabilesiniz. Çünkü sadece ölüler acı hissetmez. Eğer bu satırları okurken içinizde bir yerlerde ufak bir sızı, bir utanç, bir rahatsızlık hissediyorsanız; tebrikler, hala insansınız.

Herhangi bir his hissetmiyorsanız, hemen gerçek sandığınız o sanal dünyadan çıkın. Çünkü hayat, paylaşıldığında değil; gerçekten yaşandığında değer kazanır.

Şimdi bu yazıyı okumayı bitirin. O telefonu, o tableti, o sanal maskeyi bir kenara bırakın. Yanınızdaki insana, gerçekten orada olup olmadığını sorar gibi bakın. Ve bugün, sadece bir dakikalığına bile olsa, gerçek hayatı yaşayın.

Eğer uyandıysanız artık size şimdi ‘Günaydın!’ diyebilirim.

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER