Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Sekiz Milyar İnsan Varmış! Hani Nerde?!…

Dünya nüfusu sekiz milyarı geçti sanırım.
Ama gel gör ki; ne yeryüzünde bir insan kaldı;
Ne de içimizde insanlık…

Sokaklar boş…
Şehirler terk edilmiş…
Koca dünya derin bir sessizliğe gömülmüş durumda…

Tek bir insan bile kalmadı artık;
Nereye baksan aynı kuşatma:
Hep dört duvar arası.

Kimi evinde dört duvar arasında…
Kimi iş yerinde dört duvarla çevrilmiş…
Kimi  dört tarafı kaplı araçların  içinde…

Hayat,  kapalı bir cezaevine dönmüş sanki…
Gardiyanı da biziz, mahkumu da…

Hepimiz tutsağız şimdi,
Kendi ördüğümüz duvarların ardında;
Sessizce tükeniyoruz…
İnsana ve insanlığa hasretçe…

Çok tuhaf!
İnsan kendi eliyle ördüğü bir hapishanede yaşar mı?
Yaşıyor işte.

Göz göze geleceğin bir insan yok…
Yüzüne sıcak bir tebessüm konduracağın bir dost yok…
Hal hatır soran yok…
Herkes kendi yalnızlık hücresine çekilmiş,
Herkes kendi içine kilitlemiş kapısını,
Herkes unutmuş bir başkasının acısını.
Bir selam, bir nefes, bir küçük umut…
Şimdi herkes dilsiz…
Herkes sağır…
Yer ve zaman yok;
Her yer bulut.

*** *** ***

Peki nerde bu insanlar?
Bir dönem, etten ve kemikten sıyrılıp o uçsuz bucaksız, vaat edilmiş bir dünyada yaşıyorlardı.
Milyarlarca zihin, sunucuların güvenli koridorlarında, dijital bir simülasyonun içinde kendine yeni bir dünya inşa etmişti:
Sanal Dünya!

Şimdi o parıltılı evrenin ışıkları da aniden söndü.
Akış durdu,
Veri hatları sessizliğe gömüldü,
Ve dijital ayak izleri bir gecede silindi.

Yani şimdi sanal dünyada da yoklar.

Geriye sadece evrenin ortasında asılı kalan o büyük ve ürkütücü soru kaldı:
Herkes nereye gitti?

Şu an bu satırları okurken, gün içinde gezindiğiniz sitelerde, kaydırdığınız sosyal medya akışlarında ya da okuduğunuz yorumlarda “gerçek insanlarla” etkileşimde olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?

Şüphesiz yanılgı içindesiniz.
Ve şu an  hayali ağların ağındasınız.

*** *** ***

Siber dünyada son yıllarda kulaktan kulağa yayılan ve artık bir komplo teorisi olmaktan çıkıp matematiksel bir gerçeğe dönüşen bir kavram var:
Ölü İnternet Teorisi.

Nedir bu teori?
Bu teoriye göre internet, bildiğimiz anlamda insani bir yaşam alanı olmaktan çıktı.
Yani etrafımızdaki dijital dünyanın devasa bir kısmı, botların botlar için içerik ürettiği ve yine botlar tarafından tüketildiği ruhsuz bir hayalet kasabadan ibaret.

Gerçi internet trafiğinin yarısına yakını zaten uzun süredir yazılımlar ve botlar oluşturuyordu. Ancak üretken yapay zekanın patlamasıyla birlikte bu durum korkunç bir boyuta ulaştı.

Bugün sosyal medya platformlarında (X, Instagram, LinkedIn, Facebook) gördüğünüz binlerce hararetli, beğeni yağmurları ve popüler akımlar tamamen yapay zekalar tarafından organize ediliyor.

Sistem nasıl mı işliyor?
Zekice:

        * Bir yapay zeka botu, algoritmada öne çıkacak, insanların öfkesini ya da sevgisini tetikleyecek yapay bir içerik veya görsel üretiyor.

        * Bu içeriğin altına yorum yapan, birbirleriyle kavga eden, fikri savunan veya eleştiren diğer yüzlerce hesap da aslında aynı ya da farklı merkezlerden yönetilen yapay zeka botları oluyor.

        * Algoritma bu devasa etkileşimi “popüler” olarak etiketleyip gerçek insanların önüne düşürüyor.

İşte durum bundan ibaret.

*** *** ***

Siz de fark etmişsinizdir belki:
Son zamanlarda paylaşılan videolar, tartışmalar, eleştiriler, yorumlar çok dahice değil mi?
İşte tüm bunlar üretilen yapay zekanın birer ürünü:
Yapay Yapım!

Günün sonunda siz, iki botun tamamen yapay zeka tarafından yazılmış kavgasını izleyip sinirlenen, aradaki tek gerçek organik canlı haline geliyorsunuz.

Görüyorsunuz değil mi?
İnsanlık, kendi yarattığı dijital evrende nasıl da  birer “izleyici” konumuna itilmiş durumda.

*** *** ***

Ayrıca bu durum sadece sosyal medyayı değil, bilginin kaynağını da zehirliyor:
Arama motorlarında bir konu arattığınızda karşınıza çıkan ilk sayfalar, artık insanlar tarafından yazılmış nitelikli makaleler değil; bunların büyük çoğunluğu özel olarak yapay zekaya yazdırılmış, binlerce kelime barındıran ama aslında hiçbir şey anlatmayan zombi siteler.

İşin daha da ilginci bu üretilen bilgilerin toplumsal algıları manipüle etmek için kusursuz bir silah olarak kullanılabilmesi çok ürkütücü…
Yani gerçekte var olmayan yapay topluluklar, yapay gündemler yaratarak siyasi seçimleri, ekonomik piyasaları ve hatta sanatsal beğenileri manipüle edebiliyor.

Bizler ise milyonlarca insanın bizimle aynı fikirde olduğunu ya da bize karşı olduğunu düşünürken, aslında sadece sunuculardaki veri bloklarıyla savaşıyoruz.

İnternetin bu şekilde ölmesi, insanlığı çok yakın bir gelecekte radikal bir yol ayrımına götürecek. Dijital ortamda gördüğünüz bir videonun, ses kaydının, makalenin veya profilin “gerçek” olduğuna inanmak artık imkansız hale geliyor.

*** *** ***

Geleceğin en lüks ve en pahalı şeyi, bir bilginin veya etkileşimin “yüzde yüz insana ait olduğunu kanıtlayabilmek” olacak:
Tıpkı orijinal bir plağın sıcaklığını ve cızırtısını aramak gibi. Yarın, doğrudan insan elinden çıkmış bir kitap bulmak zorlaşacak. Eski sahaflar birer hazine dairesine dönüşecek. O tozlu raflarda gerçek bir insan zihnine dokunmak paha biçilemez olacak. Çok nadir, çok değerli ve çok lezzetli bir deneyim. Dijital dünyanın kusursuzluğu içinde, insan kokusu yarının en pahalı antikası haline gelecek.

Durum böyle olunca gelin size geleceğe yapılan en büyük yatırımdan bahsedeyim:
Aslında bugün elinizde tuttuğunuz her şey çok değerli.
Yarın yeni nesil, bu sahici izleri bulabilmek için servetler ödeyecek.

Özenle koruyun;
Eskiye dair neyiniz varsa:
Dokunduğunuz kağıtları…
Eski fotoğrafları…
Plakları…
El yazısı notları…
Saklayın saklayın;
Sakın atmayın!
Hatta satmayın!

Bugünün sıradan anıları, yarının paha biçilemez antikaları olacak. Çünkü dijital çağda, insan kokan her şey altın değerinde olacak.

Sanal dünyanın bu kadar sahteleştiği ve insanı yalnızlaştırdığı bir çağda, insan zihninin ve gerçek gerçekliğin nasıl şekillenebileceğini hiç düşündünüz mü?

Sizi bilmem; ama ben uzun uzun düşündüm.
Baktım ki düşünülecek gibi değil…

 

 

 

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER