Geçen gün eğitimle ilgili bir araştırmada yer alan iki okulun verilerini inceledim. Biri şehir merkezinde, zengin bir semtte; diğeri kenar mahallenin arka sokaklarında yer alıyordu. Öğrenci başarıları, sınıf donanımı, öğretmen sayısı ve eğitim materyalleriyle ilgili veriler, aradaki uçurumu gözler önüne seriyordu.
İki Okul, İki Gelecek!
Merkezdeki okulda öğrenciler modern bilgisayarlarla ders yapıyor, laboratuvarlar tam donanımlı, kitaplıklar güncel eserlerle doluydu. Öğrenciler yabancı dil sunumları hazırlıyor, kodlama öğreniyor, uzay çağını yaşıyor, öğretmenler motivasyon doluydu. Diğer okul ise tam bir felaketti. Kırık masalar, eksik kitaplar, aşınmış tahta kalemler… Laboratuvar yok, bilgisayar erişimi neredeyse imkansızdı. Öğrenciler temel bilgilerle sınırlı, umutları kırık. Öğretmenler ellerinden geleni yapsa da, sistemin umursamazlığı onları çaresiz bırakıyordu.
Bu iki okul arasındaki fark, sadece maddi değil; bir neslin geleceğinin gasp edilmesidir. Zengin semt çocukları “geleceğin hayallerini” kurarken, kenar mahalledeki çocuklar “hayatta kalma mücadelesi” veriyor.
Sistemin Gerçek Yüzü! Eşit Sınav, Eşitsiz Şartlar!
Gün gelecek, bu iki farklı okulun öğrencileri aynı merkezi sınavlara girecek. Şartlar farklı, imkanlar farklı, fırsatlar farklı… Ama sınavlar aynı. LGS, YGS, KPSS…
İşte sistemin gerçek yüzü bu.
Sınavlar eşit, ama şartlar eşit değil!…
Gerçekler Ortada! İsteyen Açar Bakar!
Sistemin bu yüzünü yakından görmek ve konuyla ilgili daha derin araştırma yapmak isteyenler için bazı önemli kaynakları şuraya sıralayabilirim:
Eğitimde sosyo-ekonomik farklılıkların sınav sonuçlarına etkisini birçok “Üniversite Araştırmaları ve Akademik Makaleler” içinde bulabilirsiniz.
Eğitimde fırsat eşitsizliğinin rakamlara nasıl yansıdığını görmek mi istiyorsunuz “TÜİK Eğitim İstatistikleri‘ne” bakın derim.
“Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Raporları‘na” baktığınızda merkezi sınav sistemi, okul türleri ve başarı oranları hakkında detaylı veriler göreceksiniz.
Türkiye’nin uluslararası eğitimde nerede durduğunu ve diğer ülkelerle kıyaslandığında hangi alanlarda geri kaldığını en güzel “OECD – PISA Raporları” ortaya koyuyor bence.
“UNICEF Eğitim Raporları” ise çocukların eğitim hakkı ve eşit şartlarda sınava girme konusundaki değerlendirmeler gözler önüne sunuyor. Sunuyor sunmasına; ama gören yoksa ne fayda?!…
Eğer Sınav Eşitse, Şartlar Neden Farklı?!
Merkezi sınav konusu gündeme geldiğinde, hepimizin aklına aynı soru geliyor: “Eğer sınav eşitse, şartlar neden farklı?” Bu, yalnızca günlük sohbetlerde değil, yukarıdaki kaynaklarda görüldüğü gibi akademik raporlarda ve resmi belgelerde de tartışılan bir mesele.
Toplumda insanlar farklı statülere sahip olabilir; ama eğitimde eşit şartlar olmalıdır. Aksi halde, çocukların geleceğini doğduğu yere, aile gelirine ve okul kaynaklarına bırakmak sadece bireysel haksızlık değil, toplumsal bir suçtur.
Gerçi, artık ne kadar gerçekse, devlet yetkilileri, “Herkese eşit eğitim sağlıyoruz” diyor. Diyebilir, dil esnektik; ama gerçek manzara ortada. Zengin semtlerdeki çocuklar avantajlı başlıyor, kenar mahalle çocukları ise kaybediyor. Ve bu fark nesiller boyunca sürüyor.
Eğitimdeki bu uçurum sadece okul binalarının eksikliği veya bilgisayar sayısının azlığıyla sınırlı değil; bir neslin kaderini belirleyen adaletsiz bir sistemdir. Eğer bu farklara göz yumar, fırsat eşitsizliğini normalleştirirsek, sadece çocukları kaybetmiş olmayız; ülkenin geleceğini, potansiyelini ve umudunu da kaybederiz.
Paranoyak Formaliteler, Eşit Eğitimi Sağlamaz!
Eğitim bir hak ve sorumluluktur; devletin, toplumun ve bireylerin görevi, her çocuğun eşit şartlarda öğrenebilmesini sağlamaktır. Hiçbir çocuk, doğduğu yer veya ailesinin gelir durumu nedeniyle hayallerinden mahrum kalmamalı ve eğitimde her birey “eşit haklara” sahip olmalıdır..
Eğitimde eşitlik; sınava giren çocuğun su şişesinin üzerindeki “marka etiketi” sökmekle sağlanmaz.
Eğitimde eşitlik; öğrencinin saçındaki tokayı “hile düzeneği” gibi görmekle kurulmaz.
Eğitimde eşitlik; örtünün iğnesinden şüphelenmekle sağlanmaz.
Eğitimde eşitlik; sınav salonunda bant yayını gibi “Sınav Kurallarını” bir solukta okumakla sağlanmaz.
Eğitimde eşitlik; sınava bir dakika geç kaldı diye sınav kapısında gözyaşları içinde bekleyen çocuklara “kural böyle” deyip sırt çevrilmez.
İşte her sene ve her merkezi sınavda karşımıza çıkan bu paranoyak uygulamaların ve formalitelerin ötesinde, eşit eğitim konusunda tek bir adım bile atılmıyor.
Dünyada Eşi Benzeri Yok Bu Eşitsizliğin!
Bu tarz aşırı detaycı “formaliteyi abartan” uygulamalar, ülkemizden başka çoğu ülkede yok veya olsa da çok daha esnek biçimde uygulanıyor.
Örneğin “Finlandiya’da“ sınav kuralları var ama öğretmenler öğrenciyi kuralcı bir şekilde cezalandırmak yerine, destekleyici bir yaklaşım sergiliyor. “Su şişesi etiketi” veya “saç tokası hile mi” gibi detaylarla uğraşmak akla gelmiyor. Yine “Japonya ve Güney Kore‘ye” baktığımızda kurallar sıkı, ama mantıklı ve ölçülü. Abuk subuk formaliteler yerine, öğrencinin öğrenim hakkı öncelikli. “ABD‘de” sınavda güvenlik önlemleri var, ama abartılı “etiket sökme, toka kontrolü vb” gibi uygulamalar yok.
Yani, Türkiye’de zaman zaman karşılaştığımız “paranoyak uygulamalar” aslında dünya standartlarına göre “aşırı ve gereksiz.” Başka ülkeler daha çok “eşitlik ve fırsat odaklı” yaklaşımı benimsiyor.
Eğitimde gerçek adalet, kağıt üstünde kuralların uygulanmasıyla değil, her çocuğa “eşit imkan” sağlamakla kurulur. Ama biz, haksızlığın köküne inmek yerine, “sahte tedbirlerin gölgesinde” geleceğimizi şekillendiriyoruz.
Adalet, paranoyada değil; “fırsat eşitliğinde” saklıdır. Ve biz yıllardır adaleti yanlış şekilde uyguluyoruz.

YORUMLAR