Bir öğretmen arkadaşım anlatmıştı bana geçenlerde.
“Derse başlamadan önce çocuklara bir fıkra anlatırım” dedi.
Çocuklar gülerler, ama sonra hemen şunu sorarlar:
“Bu sınavda çıkar mı?”
İşte hayatın içinde yaşanmış bir enstantane.
Fıkra tadında bir anı…
Sanırım siz de gülmüşsünüzdür!
Çok eğlenceli bir üslupla anlatınca…
Ben de gülümsedim tabii…
Ama derin bir düşünce sardı beni birden…
Bir çocuk için en tehlikeli kırılma burada başlıyor aslında…
Çünkü artık çocuklar yalnızca puana odaklanıyor.
Hayata değil…
Seviye seviye başlıyor onlar için hayat boyunca sınav yolculuğu:
LGS, YGS, KPSS, ALES, YDS, TUS, DUS, STS ve sonu …S …S …S olan her neyse!…
Sınavdan sınava koşan ama kendi içinde kaybolan yitik bir nesil!
Ve bu sınavlardan sonra asıl onları dehşete düşüren bir soruyla karşı karşıya geliyorlar:
“Kaç net yaptın?!”
Bir nesil üzerinde bilinçsizce sorulan en yaralayıcı sorulardan biri bu.
“Kaç net yaptın?!”
Üstelik daha sınavdan çıkmadan geliyor bu cümle.
Ailesinden, yakınından, arkadaşından, komşusundan ve hatta öğretmeninden(!)…
“Kaç net yaptın?!”
Sanki onun değeri o an, sadece o sayıya indirgenmiş gibi…
Sanki onlar sadece istatistiksel bir veriden ibaret…
Sanki bu onların varlık nedeni, kimlik belgesi…
Hiçbir şeyi önemli değil artık;
Ne iyi bir insan olması…
Ne sevgi dolu bir kalp taşıması…
Ne hayal kurması…
Ne geleceğe umutla bakması….
Ve sonra kalkıp diyoruz ki:
– Bu çocuklar neden mutsuz?
– Neden hayattan korkuyorlar?
– Neden hayalleri yok?
– Neden girişimci değiller?
Sahi ne bekliyorduk ki onlardan?
Gün gelir sormazlar mı bize?
Bize doğru soru sormayı mı öğrettiniz?! diye.
Çocuklar büyürken şu sorularla karşılaşmalıydı oysa:
- Seni ne mutlu eder?
- Ne öğrenmek istersin?
- Hangi alanda ilerlemek istersin?
- Dünyayı nasıl daha güzel bir yer haline getirebiliriz?
Zira biz karakteriyle değil karnesi, bilgisiyle değil puanıyla değerlendiriyoruz günümüzde çocukları, gençleri…
Soru sormaya kapalı bir eğitim modelimiz var.
Bireyler, “neden?” diye soramıyor.
Çünkü mevcut sistem; sorgulayanı değil, kurallara harfiyen uyanı ödüllendiriyor.
Oysa soru sormayan bir gençlik, zamanla cevaplara da ilgisiz hale gelmez mi?
Peki, çare?
“Sistem değişsin!”
Sistem değişsin demek kolay.
Ama önce toplumsal zihin değişmeli bence.
* Aile, çocuğunu yalnızca karneyle, notla, netle tanımaktan ve tanımlamaktan vazgeçmeli. Başarıyı insanlıkla, vicdanla, üretkenlikle ölçmeyi öğrenmeli.
* Öğretmen, sadece müfredatı anlatan biri olmaktan çıkmalı; çocuğun gözündeki ışığı fark eden bir rehbere dönüşmeli.
* Okul yöneticileri, çocukları disiplinle sindirmeye değil, özgüvenle büyütmeye odaklanmalı.
* Milli Eğitim politikaları, günü kurtaran değil; geleceği inşa eden bir anlayışla şekillendirmeli.
* Akademisyenler, sanatçılar, kanaat önderleri ve toplumun hafızasını etkileyen her kim varsa artık çocukları sadece başarı grafikleriyle değerlendirmemeli.
* Ve özellikle medyanın üstelendiği sorumluluğun farkına varıp çocukları sınav sonuçlarıyla manşet yapıp, hayatlarını etiketlememeli.
Kısacası ailesiyle, öğretmeniyle, idarecisiyle, akademisyeniyle, sanatçısıyla, politikacısıyla, medyasıyla ve …-‘ilesiyle, …-‘ılasıyla her birimiz, toplumun ve toplamın bir parçası olduğumuzu unutmayalım.
Bilinmelidir ki; her birey, çözdüğü net kadar değil; düşündüğü, ürettiği, sorduğu ve hayal ettiği kadar değerlidir.
Ne tesadüftür ki; ben bu satırları kaleme alırken, şu an ülke genelinde uzun ve zorlu bir hazırlık sürecinin ardından ÖSYM tarafından düzenlenen YKS‘nin birinci oturumu olan Temel Yeterlilik Testi’ne (TYT) tam 2 milyon 560 bin 649 öğrenci giriyor.
Milyonlarca öğrenci, tüm var gücüyle hayatlarını, hayallerini A, B, C, D, E şeklinde hizalanmış optik bir kutucuğun içine sığdırmaya çalışıyor.
Oysa gerçekte hayat böyle değil. Hayatın doğru cevabı her zaman şıklarda yok.
Ne dört yanlış bir doğruyu götürür, ne bir doğru her şeyi getirir. Çünkü bazı soruların doğru cevabı ‘şık’lara sığmaz, hayatta saklıdır.
Eğitim beş şıkla test edilemeyecek kadar çok yönlü, çok derin ve devasa bir dünya!
Sevgili gençler,
Hepinize yürekten başarılar diliyorum.
Umarım bugünkü girdiğiniz sınavda emeğinizin karşılığını alır, bilgilerinizi en iyi şekilde ortaya koyarsınız.
Ama bunu asla unutmayın:
Bu sınav bir son değil, sadece bir başlangıç.
Gerçek başarı; gösterdiğiniz azim, sabır ve inançta saklı.
Ve sınavdan çıkar çıkmaz, daha nefes bile almadan — tıpkı daha önce bize de defalarca sorulduğu gibi —size de o meşhur, hatta artık travmatik hale gelmiş soru mutlaka sorulacak:
“Kaç net yaptın?!”
İşte tam da bu anda sorulan bu soru için yazıldı bu yazı.
Eğer o soruya hemen cevap vermek istemiyorsanız, içinizden hiçbir şey söylemek gelmiyorsa, lütfen sadece bu yazının linkini alın… Ve size o soruyu soran kişiye gönderin.
Bu yazı, o soruya vereceğiniz en insanca, en sessiz ama en etkili cevaptır.
Belki o zaman sizi gerçekten dinlemeyi öğrenirler.
Belki bir kez olsun, sadece puanınıza değil, yaşadıklarınıza bakarlar.
Belki de ilk kez, bir sınavın sadece sınav olmadığını anlarlar.
Bu yazıyı siz gençlere, sınavdan çıkan, çıkamayan, çıkan ama hala kendini bulamayan herkese bir hediye olarak yazdım.
Kendinizi yalnız hissettiğinizde, bu yazıyı hatırlayın.
Ve sizin gibi “Kaç net yaptın?!”” sorusuna maruz kalan herkesle paylaşın.
Çünkü bazı sorular, cevap beklemez.
Sadece anlaşılmak ister.
Hayallerinize giden bu yolda yolunuz açık, şansınız bol olsun!
Başarıyı sadece nette notta değil, insanda arayan bir eğitim umuduyla…

Hay maşaallah sevgili genel yayın yönetmenim ve kıymetli ortağım kaleminde hayallerin kadar büyük ve ustaca. Günümüz gencligini ve üstündeki aile çevre ve eğitim baskısını bukadar net anlatılmış bir makale tebrik ederim.kaleminize ve dahi gönlünüze sağlık
Değerli birikimi olan ve İnsan ve eğitim sistemlerinin öyle cehalet teşkilatlarının elinde bir toplumunun kıyımının hikayesi. Çocukluğu öldürülen toplumlar iflah olmazlar! Tavsiyem: jiddu Krishnamurti’ nin “Eğitim üzerine mektuplar” kitabını tüm milli eğitim personelleri, öğretmenleri bizzat Milli eğitim bakanı!! Lütfen okusun. Lütfen! Öyle bir yeteneksizlik varki sıralı çocuklarımızın sonsuzluk haklarını Ellerinden almayı kendinizde görev biliyoruz!