Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Belki De Her Şey Düzelir!

Şöyle bir sokağa çıkın…
Ve birkaç adım atın…
Kalabalıkların arasında yürüyün…
O bitmek bilmeyen insan selinin içine dalın.

İnsanların yüzlerine bakın…
Attıkları  adımlarına bakın…
Birbirleriyle kurdukları –ya da kurmaktan kaçındıkları– o saniyelik temaslara bakın.

Ne görüyorsunuz?

Ben size söyleyeyim:
Koca bir savunma hattı.

Hepimiz görünmez kalkanlar kuşanmış durumdayız.
Çünkü modern çağın ve içinden geçtiğimiz bu zorlu dönemin bizden çaldığı en değerli şey ne cüzdanımızdaki para ne de akıp giden zamanımız oldu.
Biz, birbirimize olan güvenimizi kaybettik.
Evet, sadece güvenimizi!

Herkes paranoyak…
Herkes şüpheci…
Herkes kaos içinde…

Sokağa çıkarken sadece evimizin kapısını değil; kalbimizin, vicdanımızın ve en insani duygularımızın kapısını da çift kilitliyoruz;
“Acaba kandırılıyor muyum?”
“Acaba arkamdan ne iş çevriliyor?”
Bu şüpheler, damarlarımızda dolaşan bir zehir gibi tüm toplumsal ilişkilerimizi felç ediyor.

Eskiden ne güzeldi;
Bir söz senetti…
Bir bakış teminattı…
İnsan, insanın yurduydu…
Ya şimdi?!

İşte şimdi ise sayfalar dolusu sözleşmeler…
Yüksek çözünürlüklü güvenlik kameraları…
Aşılmaz zannettiğimiz şifreler
Ve dijital duvarlar…
Ama tüm bunlara rağmen yine de kendimizi zerre kadar güvende hissedemiyoruz.

Maddi krizler bir şekilde aşılır…
Rakamlar toparlanır…
Yeni sistemler kurulur…
Yıkılan binalar daha sağlam inşa edilir elbette.
Peki ya bir kez çöken o güven duygusu nasıl restore edilecek?

Belki bunu  bilmiyorum; ama insanın insana inanmadığı, herkesin diğerinin tökezlemesini beklediği, empati kurmanın “saflık” sayıldığı bir toplum, ne kadar zenginleşirse zenginleşsin içten içe çürümeye mahkum olacağını tahmin edebiliyorum.

En büyük faturayı  ne yazık ki çocuklarımıza  ödetiyoruz.
Veli, öğretmen veya uzmanlar,  gerek birebir gerekse kitle iletişim araçlarıyla hiçbir şeyden haberi olmayan  çocuklara  senkronize  şekilde;
“Asla kimseye güvenme!”
“Kendini  kolla”
“Sadece kendini kurtar!”
Ve benzeri  öğütleri onlara  hayatta kalma kılavuzu olarak sunuyorlar.

Birlikte bir şeyler inşa etmenin o muazzam coşkusunu değil, ayakta kalmak için yalnızlaşmanın acımasız kurallarını ezberletiyoruz.

Oysa tarih bize fısıldar:
“Hiçbir büyük hikaye, birbirine şüpheyle bakan yığınlar tarafından yazılmamıştır.”

Soralım şimdi kendimize:
Yarın çocuklarımızın gözlerine baktığımızda onlara “kendini herkesten koru” diyen korkak bir dünya mı bırakacağız?
Yoksa “birlikte her şeyi aşabiliriz” diyen cesur bir hikaye mi?

Cevap çok açık bence:
Hesapsızca gülümsediğimiz, birbirimizin sözüne yeniden inandığımız ve o görünmez kalkanları usulca yere bıraktığımız gün, asıl o gün gerçekten iyileşmeye başlayacağız.

Kabul ediyorum,
Kötü inanlar, insanlık tarihi boyunca vardı.
Her zaman da olacak elbette.
Ama artık bilgi ve teknoloji sayesinde hepsi göz önünde ve sayıca çok azlar.
Birkaç  kötü insan yüzünden bütün bir insanlığa yüz çeviremeyiz.

Üstelik etrafımızda o kadar iyi, o kadar güzel kalpli, niyeti tertemiz insanlar var ki; bu sayılı ve sınırlı  sayıdaki  kötüler yüzünden o güzel insanları  görmezden gelemeyiz.

Her şeye inat, içimizdeki şüpheleri susturup birbirimize yeniden sarsılmaz bir güven duymalıyız.
Yani ne pahasına olursa olsun yeniden güvenmeliyiz birbirimize…
Kim bilir belki de her şey düzelir!

Zira insanın insana inancını yitirmesiyle başlayan o manevi iflas, bu hayatta açık arayla ödenebilecek en büyük bedeldir.

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER