Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmed Mikdat GÜNEŞ

Sorumlu kim?

Toplumların kriz anlarında en sık başvurduğu refleks, sorumluluğu dar bir çerçeveye sıkıştırarak belirli kişi, kurum ya da siyasi aktörlere yöneltmektir. Oysa bugün özellikle gençlerimizin içinde bulunduğu sosyal ve ahlaki çözülmeyi yalnızca tek bir iradeye yüklemek, meseleyi eksik ve yüzeysel okumaktan öteye geçmez. Karşımızda duran tablo; çok katmanlı, tarihsel arka planı olan ve birbirini besleyen unsurlardan oluşan yapısal bir sorundur.

Bu nedenle sorulması gereken soru “Sorumlu kim?”den ziyade “Sorumluluk nasıl paylaşılmıştır?” olmalıdır.

Her toplumsal inşa süreci, en küçük birim olan aileyle başlar. Aile, yalnızca biyolojik bir birliktelik değil; değerlerin, ahlakın ve kimliğin ilk şekillendiği temel kurumdur. Aile yapısındaki zayıflama, bireyin karakter gelişiminde telafisi güç boşluklar oluşturur. Bu noktada eğitim sistemine yüklenen rol artmakta; ancak eğitim, aileden devralamadığı değer aktarımını tek başına inşa etmekte çoğu zaman yetersiz kalmaktadır.

Bununla birlikte, dijital çağın sunduğu sınırsız içerik akışı ve tüketim odaklı kültür, genç bireyleri üretimden uzaklaştırarak haz temelli bir yaşam anlayışına yöneltmektedir. Sosyal medya platformları, kontrolsüz ve bilinçsiz kullanımda, değer üretmek yerine değer aşındıran bir işlev görebilmektedir. Aynı şekilde sanat, sinema ve dizi sektörleri de toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmediğinde, kültürel yozlaşmayı hızlandıran araçlara dönüşebilmektedir.

Ekonomik faktörler de bu sürecin önemli bir bileşenidir. Artan geçim sıkıntısı, işsizlik ve gelecek kaygısı, bireylerin umut duygusunu zayıflatmakta; bu durum ise etik dışı davranışların meşrulaştırılmasına zemin hazırlamaktadır. Adalet duygusunun zedelenmesi ve güvenlik algısındaki aşınma, birey ile devlet arasındaki bağı sarsarak toplumsal bütünlüğü tehdit etmektedir.

Dini yapılar ise tarihsel olarak toplumların ahlaki pusulası olma işlevi görmüştür. Ancak bu yapıların asli misyonlarından uzaklaşarak ayrışma ya da istismar alanlarına dönüşmesi, yalnızca bireysel inanç dünyasında değil, toplumsal güven mekanizmalarında da ciddi yaralar açmaktadır.

Bütün bu unsurların kesişim noktasında, insan ilişkilerinde gözle görülür bir deformasyon ortaya çıkmaktadır. Saygı, güven, sadakat ve fedakârlık gibi temel değerler giderek anlamını yitirmekte; bireyselleşmenin aşırı formu, toplumsal bağları zayıflatmaktadır.

Dolayısıyla çözüm, tekil suçlu arayışlarında değil; bütüncül bir yeniden inşa sürecinde yatmaktadır. Bu süreç; aile politikalarından eğitim reformlarına, medya denetiminden ekonomik iyileştirmelere kadar geniş bir perspektifi zorunlu kılar. Aynı zamanda bireyin kendi sorumluluğunu fark ettiği, toplumun ortak değerler etrafında yeniden kenetlendiği bir bilinç dönüşümünü gerektirir.

Aksi halde, her kriz sonrası aynı soruları soran, fakat kalıcı çözümler üretemeyen bir döngü içinde kalmaya devam edeceğiz.

Bu bağlamda, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan elim hadisede hayatını kaybeden çocuklarımız ve kıymetli öğretmenimiz, meselenin yalnızca teorik bir tartışma olmadığını acı bir şekilde hatırlatmaktadır. Kendilerine Allah’tan rahmet; kederli ailelerine sabır ve metanet; yaralı yavrularımıza ise acil şifalar diliyorum. Toplumsal sorumluluğumuzu yeniden hatırlamak ve gereğini yapmak, bu acının bizlere yüklediği en büyük vazifedir.

 

Kalemin sorumluluğu, hakikatin yükünü taşımaktır.

 

 

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

2 adet yorum var

  1. Kalemin sorumluluğu, hakikatin yükünü taşımaktır….
    Emeğinize, kaleminize sağlık.
    Dijital çağın vebalini ve yozlaşmış tüketen toplumsal çöküşü tüm yönleriyle ele almışsınız

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER