Bir zamanlar köşe yazıları, yalnızca bir fikir metni değil; aynı zamanda büyük bir emeğin ürünüydü. Kalem kâğıda dokunur, daktilonun tuşları sabırla çalışır, yazı tamamlandığında gazetenin yolu aşınırdı. Editörün masasından geçen her satır, uzun bir düşünce sürecinin ardından okuyucuyla buluşurdu. O yazıyı okumak isteyenler gazeteyi satın alır, kimi zaman günlerce, hatta haftalarca aynı konu ülkenin dört bir yanında konuşulurdu.
Gençlik yıllarımda kaleme aldığım ilk yazıları düşündüğümde, bazen tek bir cümle için dakikalarca düşündüğümü hatırlıyorum. Defalarca yazar, okur, beğenmez; “Bu kamuoyunda bir tesir bırakmaz.” diyerek kâğıdı buruşturup attığım çok olmuştur. O günlerde yazının en büyük yardımcısı sabırdı; bugün ise teknoloji. Değişmeyen tek şey ise okuyucunun samimi, özgün ve vicdan sahibi bir kalem arayışıdır.
Bazı köşe yazıları yalnızca bir görüş ifade etmez; kamuoyu oluşturur, toplumsal vicdana ses olur, hatta zaman zaman devlet politikalarının şekillenmesine katkı sağlardı. Çünkü o satırların arkasında yaşanmışlık, araştırma, fikir ve en önemlisi yazarın şahsi emeği vardı.
Bugün ise bambaşka bir çağın içerisindeyiz. Teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişirken yapay zekâ da hayatımızın vazgeçilmez araçlarından biri hâline geldi. Yazım hatalarını düzeltmekten bilgiye hızlı ulaşmaya, metinleri geliştirmekten farklı bakış açıları sunmaya kadar pek çok alanda önemli kolaylıklar sağlamaktadır. Bu yönüyle doğru kullanıldığında yazarın yükünü hafifleten kıymetli bir yardımcıdır.
Ancak her kolaylığın beraberinde getirdiği bir imtihan da vardır.
Son dönemde yalnızca köşe yazıları değil; kitaplar, makaleler ve toplum üzerinde etkisi bulunan birçok metin de neredeyse tamamen yapay zekâ tarafından üretilmeye başlandı. Bu durum beraberinde ciddi tartışmaları da getirdi. Çünkü okuyucu, karşısındaki metinde bir insanın vicdanını, tecrübesini ve fikrî emeğini görmek ister. Tamamen yapay zekâ tarafından üretilen bir metin bilgi sunabilir; ancak insanın yaşanmışlığını, vicdanını ve samimiyetini taşıyamaz.
Asıl tehlike, yapay zekâyı kullanmak değil; düşünmeyi ona devretmektir. Kalem sahibinin yerine algoritmalar konuşmaya başladığında özgünlük zayıflar, sorumluluk belirsizleşir ve hakikat ile kurgu arasındaki çizgi giderek silikleşir. Çünkü bir metnin hukukî ve ahlakî sorumluluğu algoritmalara değil, onu yayımlayan insana aittir.
Hiç şüphesiz yapay zekâ, çağımızın en büyük teknolojik gelişmelerinden biridir ve bundan kaçmak mümkün değildir. Fakat unutulmamalıdır ki teknoloji, insanın yerine geçmek için değil; insana hizmet etmek için vardır. Bir yazarın asli görevi, sadece doğru cümleler kurmak değil; vicdanını, ahlakını ve düşüncesini satırlara taşıyabilmektir.
Bu nedenle yapay zekâ, yazarın kalemi değil; kaleminin yanında duran bir yardımcı olmalıdır. Çünkü okuyucunun aradığı şey kusursuz cümleler değil, samimiyettir. Bilgiyi makine de üretebilir; fakat hikmeti, tecrübeyi ve vicdanı satırlara ancak insan taşıyabilir. Her yazarın en büyük sermayesi üslubudur; üslup ise yalnızca kelimelerden değil, karakterden doğar.
Belki de çağımızın en büyük sınavı, yapay zekâ üretmek değil; yapaylaşmadan yazabilmektir.
Kalem; hakikatin sesi, vicdanın emanetidir.

YORUMLAR