Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmed Mikdat GÜNEŞ

Ahtapot Sarmalı

Günümüz insan ilişkilerinde, çoğu zaman fark edilmeden işleyen sinsi bir kuşatma biçimi var. Bu kuşatma bazen siyasetin dar koridorlarında, bazen ticaretin görünmeyen hesaplarında, bazen de sosyal hayatın samimiyet görüntüsü taşıyan ilişkilerinde karşımıza çıkıyor.

İlk bakışta her şey normal görünür. Bir yakınlık, bir destek, bir menfaat ortaklığı yahut dostluk hâli… Fakat zaman geçtikçe insan, kendisini görünmez bağların içinde bulur. Bir bakar ki artık kendi kararlarını eskisi kadar rahat veremiyor. Bir bakar ki konuşması gereken yerde susuyor, susması gereken yerde ise başkalarının hesabına söz söylüyor.

Ben bu hâli, insan ilişkilerindeki sinsi ahtapot sarmalı olarak görüyorum.

Bunu sadece teorik bir tespit olarak söylemiyorum. Hayatın içinde, siyasette, ticarette ve dostluk zannettiğimiz bazı ilişkilerde bunun nice örneklerine şahit oluyoruz. İnsan bazen büyük bir kavganın içinde değil, sessiz bir yakınlığın gölgesinde tükeniyor. En tehlikeli kuşatma da çoğu zaman alkışla, tebessümle ve “biz senin iyiliğini istiyoruz” cümlesiyle başlıyor.

Ahtapot, denizlerin en ilginç canlılarından biridir. Sekiz kolu vardır. Kemiksiz ve esnek yapısıyla dar alanlardan geçebilir, bulunduğu ortama uyum sağlayabilir, kendini gizleyebilir. Güçlü kollarındaki vantuzlarla yakaladığını kolay kolay bırakmaz. Avına çoğu zaman sessizce yaklaşır; gürültü koparmadan, varlığını fazla belli etmeden onu kuşatır.

Bazı insan ilişkileri de böyledir.

Başta yumuşak görünür, sonra insanın iradesini kavrar. Önce küçük bir taviz ister, ardından daha büyüğünü. Önce sadece yanında durmanı bekler, sonra kendi hakikatinden uzaklaşmanı ister. Zamanla insanın eli kolu bağlanır. Konuşsa bedel ödeyeceğini, sussa kendinden eksileceğini bilir.

Siyasette bu sarmal çoğu zaman makam, mevki ve güç üzerinden kurulur. İnsan, bir yere gelebilmek için önce bazı gerçekleri görmezden gelmeye başlar. Sonra yanlışlara sessiz kalır. Ardından yanlışın ortağı olur. En sonunda da kendisini, başlangıçta eleştirdiği düzenin bir parçası hâlinde bulur.

Ticarette bu sarmal çıkar ilişkileriyle örülür. “Bir seferlik” denilen tavizler zamanla alışkanlığa dönüşür. Hak ile menfaat, emek ile kazanç, ahlak ile kâr arasındaki çizgi bulanıklaşır. İnsan kazandığını zannederken, aslında itibarından, huzurundan ve temiz kalma iradesinden kaybetmeye başlar.

Sosyal ilişkilerde ise bu kuşatma daha sessizdir. Dostluk görüntüsü altında kurulan bağımlılıklar insanın ruhunu yorar. Kimi insanlar vardır; yanınızda duruyor gibi görünür ama sizi siz olmaktan uzaklaştırır. Size alan açmaz, sizi kendi dar alanına mahkûm eder. Varlığı destek değil, yük olur.

Asıl mesele, insanın bu sarmalı çoğu zaman geç fark etmesidir. Çünkü bu tür ilişkiler açık bir düşmanlıkla gelmez. Çoğu zaman dostluk, sadakat, fedakârlık, dava, ortaklık ya da iyilik diliyle gelir. Fakat sardığında insanın nefesini daraltır.

Bugün pek çok insanın yorgunluğu yalnızca geçim derdinden, iş yoğunluğundan ya da hayatın olağan yüklerinden kaynaklanmıyor. Yanlış kişilerle kurulan bağlar, yanlış çevrelerde verilen tavizler ve yanlış hesaplara duyulan mecburiyet hissi insanı içten içe tüketiyor.

Bu yüzden insan, hayatına giren ilişkileri sadece görünüşüne göre değil, ruhunda bıraktığı etkiye göre de değerlendirmelidir. Bir ilişki sizi daha hür, daha ahlaklı, daha diri ve daha sahici kılıyorsa değerlidir. Fakat sizi sürekli tavize, suskunluğa, korkuya, menfaate ve kişiliksizleşmeye sürüklüyorsa orada durup düşünmek gerekir.

Çünkü her yakınlık dostluk değildir. Her destek samimiyet değildir. Her el uzatış iyilik değildir. Bazen uzanan el, insanı ayağa kaldırmak için değil; onu kendi menfaatinin karanlık sularına çekmek içindir.

İnsan, iradesini kaybettiği yerde kendisini de kaybetmeye başlar. Kendi sözünü söyleyemeyen, kendi duruşunu koruyamayan, kendi vicdanının sesini bastırmak zorunda kalan kişi; dışarıdan güçlü görünse de içeriden zayıflamıştır.

Bu çağda belki de en büyük erdemlerden biri, kiminle yol yürüdüğünü bilmektir. Çünkü insan bazen düşmanından değil, dost sandığı ilişkilerden yara alır. Bazen açık saldırılar değil, sessiz kuşatmalar tüketir insanı.

Onun için hayatımızdaki her bağı, her yakınlığı, her ortaklığı yeniden gözden geçirmek zorundayız.

Bizi biz yapan değerleri elimizden alan hiçbir ilişki masum değildir. İnsanın iradesini bağlayan hiçbir menfaat temiz değildir. Ruhumuzu daraltan hiçbir yakınlık gerçek dostluk değildir.

Unutmayalım: Ahtapot suda yaşar; fakat onun sinsi sarmalı, bugün insan ilişkilerinin kirli sularında da karşımıza çıkmaktadır.

Kalemin sorumluluğu, hakikatin yükünü taşımaktır.

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir adet yorum var

  1. Çok güzel bir konu ya değinmişsiniz benim ticari tarafında yaşadığım konular tebrik ediyorum 👏👏👏

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER