Hayatın olağan akışında sıradan bir vatandaş, böylesine sıra dışı koşullarda hayatta kalmayı nasıl başarıyor?
O sıradan insanlardan biri olarak; emin olun, ben de bugüne dek nasıl ayakta kalabildiğimi bilmiyorum.
Bunun ne teoride ne de pratikte bir izahı var.
Zira hiçbir ekonomist, hiçbir bilim insanı kalkıp da Türkiye’deki bu akıl almaz hayatta kalma mücadelesini bilimsel bir bulguya, akademik bir bilgiye veya somut bir belgeye dayandırarak açıklayamaz.
Her gün kuralları değişen, zorluk seviyesi ‘imkansız’a ayarlanmış bir oyunun tam ortasında buluyoruz kendimizi:
Maaş yattığı gün buharlaşıyor…
Marketteki fiyat etiketleri artık borsa ekranlarını aratmıyor…
Peynir ve zeytin fiyatları teknoloji hisseleriyle yarışıyor…
Dışarıda bir çay içmek bile lüks oldu…
Faturalar hepimizi anında ayıltıyor…
Benzin tabelaları bakılmaz bir halde…
Ev kiraları akıl sınırlarını aştı…
Tatil artık sadece eski fotoğraflarda kaldı…
Halimize kara mizahla gülüyoruz…
Ertesi gün yine aynı oyuna baştan başlıyoruz.
Yine yeni bir senaryo…
Yine yeni bir kriz…
Yine yeni bir telaş…
Yine yeni hesaplar…
Yine tükenen umutlar…
Sonu yok…
Sınır yok…
Bilirsiniz, insan doğası gereği umut etmeye programlıdır.
Ben de hayatım boyunca inatla hep o meşhur bardağın dolu tarafına bakmaya, en karamsar tabloda bile ufacık bir aydınlık bulmaya gayret ediyorum hep.
Bunun nedenini tam olarak bilmiyorum; ama herhalde çocukluğumda okuduğum ilk kitap olan Pollyanna’dan, onun o meşhur ‘Mutluluk Oyunu’ndan kaynaklanmış olsa gerek.
Pollyannacılık, bilinçaltıma öyle bir işlemiş ki, krizin ortasında bile bir umut kırıntısı ararım.
Ve hep bardağın dolu tarafına bakarım.
Ama gel gör ki, bu sefer bardağın dolu tarafı da boş!
Bardağına neresine bakacağıma şaşırdım.
Daha ne kadar zorlanabiliriz?
Bir umut ışığı kaldı mı ki?
Bu işin dibi neresi?
Bunu bilmiyorum;
Ama toplumun ana kartı yanmış…
Hafızası çökmüş…
İşlemcisi aşırı ısınmadan alev almış…
Ve vatandaşın artık yeni bir güncellemeyi kaldıracak ne sabrı kaldı ne de mecali..
Herkes “güvenli modda” günü kurtarmanın, ay sonunu getirmenin ve ayakta kalmanın peşinde.
Çok garip bir manzara var ortada:
Bir tarafta çocuklarının eğitimi için kırtasiyeden kalemin, silginin hesabını kalem kalem hesaplayan velilerimiz var.
Diğer yanda televizyon ekranlarında, lüks plazaların stüdyolarında toplanan sözde memleketin en “hayati” meselesiymiş gibi saatlerce tartışılan o absürt, o kopuk konular var.
Gündemi işgal eden suni krizler var.
Kimsenin derdine derman olmayan fuzuli polemikler var.
‘Vizyon’ adı altında önümüze konan makyajlı projeler var.
Yok, biz aynı dili konuşmuyoruz:
Biz;
– Geçim zor,
– Kiralar uçtu,
– Pazar fileleri küçüldü,
– Emek değersizleşti,
– Tutunacak dalımız yok,
– Dayanacak gücümüz kalmadı diyoruz.
Hala reyting uğruna her türlü değeri ayaklar altına alan o ekrandaki stüdyo şovmenleri ise bize bakıp:
– “Nau nau” diyorlar.
Mesele aslında çok basit…
Yapılacak tek şey var:
Fişi çekin,
Ve sistemi yeniden başlatın.
Çünkü hayatımıza dayatılan bu sürüm artık iflas etti.
Daha iyi bir deneyim için;
Hayatımızı güncellememiz lazım!

YORUMLAR