Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Savaş YUVA

Bu Sistemin Sorumlusu Kim?

Geçen pazar evdeydim.
Çok özel bir gündü benim için…
Malum, Babalar Günü’ydü!

İçimi ısıtan o kutlama ve hediyeleşme faslı başladı önce…
O an, yaşanan her saniye çok değerliydi.
Mutluluk, huzur…
Hepsi bir arada…
Ne güzel!
Hepimiz bir aradayız…

Derken kızım, usulca çalışma odasına gitti.
Ve kapıyı sımsıkı kapattı ardında.
Oysa biz daha ailecek birlikte vakit geçirecektik,
Doya doya gülüp eğlenecektik.

Sonra ben de peşinden odasına doğru yürüdüm.
Kapı, kısa bir bekleyişten sonra açıldı.

Tüm dikkatiyle LGS maratonuna hazırlanıyormuş meğer!

Koca bir sistemin, gelecek kaygısının ve acımasız bir müfredatın ağırlığı çökmüştü o küçücük omuzlarına…
Görünmez bir enkazın altında, sessizce sınav mücadelesi veriyordu…
Gözlerinde çocukluğun o tatlı heyecanından eser yoktu.

O an içim burkuldu içten içe..
Nefesim daraldı.
Sonra duraksadım.
Derin bir nefes aldım.
Zaman durdu o an.
Yıllar öncesine gittim, kendi çocukluğuma…
Zihnimde o tozlu, yorgun sayfalar açıldı.

Bir zamanlar ben de aynı karmaşık eğitim sisteminin karanlığında, aynı enkazın altında çırpınmış, o amansız mücadeleyi tek başıma vermiştim çünkü.

Ve işin en can yakıcı tarafı ne biliyor musunuz?
Yıllar önce anne ve babamın bana bakarken yaşadığı o sessiz, o derin çaresizliği hatırladım.
Şimdi kendi kızımın karşısında, aynı acıyı içimde hissediyordum.

Çünkü kızım daha bilmiyor…
Hayatın A, B, C, D ve E şıkları arasına sıkıştırılmış o beş seçenekten ibaret olmadığını…

Kızım daha bilmiyor…
Dünyanın öbür ucunda kendi yaşıtlarının, sabahları o ağır çantalara mahkûm edilmeden; doğayla, sanatla, sporla ve keyifle harmanlanmış bir hayatı yaşadıklarını…

Daha bilmiyor…
Eğitimin bir hak olmaktan çıkıp parası olanın bir adım öne geçtiği, yoksulun ise en arkada bırakıldığı devasa ve acımasız bir sektöre dönüştüğünü…

Bilmiyor…
Bugün saatlerini harcayarak hazırlandığı o popüler mesleklerin, o gözde üniversite bölümlerinin kendisi mezun olana kadar belki de çoktan tarih sayfalarına karışacağını…

Ve ona okulda “neyi” düşünmesi gerektiğinin adım adım dikte edildiğini, oysa asıl ihtiyacı olan şeyin “nasıl” düşüneceği olduğunu daha bilmiyor…

Bilmiyor bilmiyor…
Kızım daha bilmiyor…
Eğitim sisteminin arkasında oynanan o acımasız gerçekleri…

Zira son 20 yıla bakıyorum;
Dile kolay!
Tam 9 kez Milli Eğitim Bakanı değişmiş bu ülkede.
Hesaplayın isterseniz; neredeyse her iki yıla bir bakan düşüyor.
Ve her gelen bakanla birlikte, bu ülkenin çocukları yeni bir deneme tahtasına dönüştürülüyor!

LGS, SBS, OKS, YKS, ÖSS, YGS, LYS…
Her neyse, say say bitmiyor zaten.
Kısaltmalar değiştikçe kaderlerin değişeceği sanılıyor.

Yıl 2026’yı gösteriyor…
Yapay zeka dünyayı yeniden şekillendiriyor,
Kuantum bilgisayarlar devasa bilgiler sunuyor,
Otonom sistemler havada uçuşuyor…

Ama gel gör ki kızımla birlikte bu ülkenin milyonlarca evladı, her sabah sırtlarında kilolarca ağırlıkta, taş devrinden kalma koca koca ders kitaplarıyla okul yollarına düşüyor hala…

Dünyanın öbür ucundaki çocuklar yapay zeka algoritmalarıyla kod yazarken, bizim çocuklarımız sabahın kör karanlığında tonlarca ağırlıktaki çantaların altında ezilerek ezber yapmaya zorlanıyor.

Eğitim diyorsak, beka diyorsak, gelecek diyorsak eğer; hani nerede bu ülkenin teknolojiyle donatılmış “gerçek” bilim yuvaları?

Mesela neden Anadolu’nun dört bir yanına yayılmış, silikon vadilerini kıskandıracak devasa bilim ve üretim alanlarımız yok?

Çağımız yapay zeka, akıllı sistemler çağı değil mi?

İçinde Ar-Ge merkezlerinin, endüstriyel kuluçka alanlarının ve dünya çapında üniversitelerin entegre olduğu; Türkiye’yi sadece bölgesel bir güç değil, küresel bir akıl merkezi yapacak o makro projeler hani nerede?

Devlet tek başına her şeye yetişemez.
Bu doğru.

Vatandaş da tek başına sadece bir kalabalıktır.
Bu da doğru.

Bunlar doğruysa eğer, bunları doğrulayan formül şudur:
Her şey, devlet ve milletin el ele olmasıyla mümkündür.

Ekonomiden adalete, eğitimden teknolojiye kadar her kronik yara ancak devlet-millet iş birliğiyle, ortak akılla çözülür.

“Biz biliriz, biz yaparız” devri bitti.
Gelin, şu kravatları biraz gevşetelim.
Kalkalım o ulaşılamaz makamlardan.
İnelim milletin mekanlarına…

Dedim ya…
Kızım daha bilmiyor.

Benim neden gecenin bir yarısı ekran karşısına geçip kravatlı adamlara, koca koca makam sahiplerine seslendiğini…

O, benim sadece kendi çocuğu için değil; bu şekilde yaşayan milyonlarca çocuğun geleceği için isyan ettiğimi henüz kavrayamıyor.

Ama ben bir baba olarak biliyorum; bu koca ülkenin beka meselesinin, o çocukların gözlerindeki ışığı test kitaplarında söndürmekten değil, onları o daracık odalardan, o ağır çantalardan, o ezberci prangalardan kurtarmaktan geçtiğini çok iyi biliyorum.

Belki kızım daha bilmiyor olabilir…
Ama gün gelecek o da öğrenecek;
Tüm olup bitenleri…

Ve işte o zaman soracak bize?!…
Ona tüm gerçekleri izah edecek sorumlu kim?
Soruyorum.

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER