İki gencecik yürek.
Ömrün en tatlı anı.
Kanları kaynıyor belli.
İçleri kıpır kıpır.
Göğüslerine sığmıyor heyecanları;
Mutluluk tablosu içinde…
Bir gülüşseler…
Bahar uyanır.
Birbirlerine baksalar…
Buzlar buharlaşır.
Yanlışlıkla elleri birbirine değse…
Yanakları al al olur,
Kalpleri yerinden fırlar.
Sanki kimse sevmemiş daha önce.
Aşk bugün, tam burada doğmuş gibi.
En eski…
En tanıdık…
En taze uyanış…
İlk insan kadar acemi.
İlk gün kadar duru.
Öylesine saf,
Öylesine masum,
Öylesine aşk dolu ki bu yürek;
Hiçbir kalıba girmez,
Hiçbir kaba sığmaz,
Taşar gider kalpten.
Hayat ne güzel oluyor;
Hele bir de böyle içten…
Böyle delicesine…
Böyle tutkuyla…
Böyle sımsıcak…
Sevince insan.
Bir masa.
İki ahşap sandalye.
Baş başa….
Önlerinde dumanı tüten kahveler.
Giderek soğuyorlar.
Tıpkı aralarındaki o görünmez bağ gibi.
Delikanlının gözü ekranda.
Genç kızın başı eğik.
Parmaklar cam yüzeyde telaşla kayıyor.
Binlerce kilometre ötedeki hayatlara tanıklar.
Ama aralarındaki o yarım metrelik mesafe…
Geçilmez bir uçurum.
Koca bir okyanus.
Dudaklardan dökülen kelimeler yarım.
“Hı-hı.”
“Aynen.”
“Bak şu komikmiş.”
Göz teması sıfır.
Yüzleşme yok.
Dinlemek yok.
Sadece duyulmak istenen bir uğultu.
Kaldırsalar başlarını.
Sustursalar o sanal uğultuyu.
Avuçlarından bıraksalar o yabancı dünyayı.
Kendi dünyaları başlayacak.
Küçücük.
Sıcacık.
Sadece onlara ait.
Hayat o camın içinde değil.
Hayat tam o masada.
İçmeyi unuttuğunuz o kahvenin buğusunda.
Birbirinizden sakladığınız o gülüşün kıyısında.
Başını kaldır.
O soğuk camı cebine koy.
Ve dinle!
Sevgi dediğin…
Ekrana çift tıklamakla kalbe inmez.
Sanal ortama sığmaz.
Yapay ışıklarda parlamaz.
Sabırla işlenir
Gözbebeklerinde büyür.
Göz nuru olur.
Dokun.
Gerçekten dokun.
Bir yüze.
Bir nefese.
Bir kalbe.
Titreyen bir ele.
Bir omuza daya başını;
Güvenle…
Sevgiyle…
Aşkla…
Çünkü sevgi ses ister.
Nefes ister.
Yürek ister.
Bağ ister.
Bağlılık ister.
Koca bir dünya.
Bir isme sığar bazen.
“Havva” dersin o sükunete.
Yeryüzünün ilk günü kadar saf.
“Adem” kadar sürgünü göze almış.
Aşk, kusursuzluk arayışı değil.
Filtre sökmez ona.
Plastik yüzlerde barınmaz.
Gülüşün kıyısındaki o ince kırışıklıktır aşk.
Dağınık saç.
Yorgun gözaltı.
Defolu bir ruhu, olduğu gibi kuşanmaktır.
Çabuk ol…
Hayat akıp gidiyor…
Şimdi o ürkek, titreyen eli tut.
Sevgiyle daya başını o omuza.
Çünkü insan, ancak bir başka kalbin ritminde kendini bulabilir.

YORUMLAR