Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmed Mikdat GÜNEŞ

İnsanlık ve Asalet Gösteri Sevmez

Meclis kürsülerinde kurulan cümleler çoğu zaman yüksek perdeden dile getirilir. Adalet vurgulanır, eşitlik savunulur; çocukların açlığına, gelir dağılımındaki derin uçuruma dikkat çekilir. Alkışlar yükselir. Bu sözler kısa sürede sosyal medyada dolaşıma girer, çoğaltılır ve görünür kılınır.

Bir anlığına toplumun farklı kesimleri aynı noktada buluşmuş gibi görünür:
Haksızlığa karşı durmak, mazlumun yanında saf tutmak ve doğrunun peşinde birleşmek.

Ancak hayat, kürsüden inildiğinde başlar.

Ekranlar kapandığında, kalabalıklar dağıldığında; söylenenlerle yaşananlar arasındaki mesafe daha net biçimde ortaya çıkar. Çocuğun hakkını savunduğunu dile getiren kişi, çoğu zaman kendi çevresindeki adaletsizlikleri görmezden gelir.             Emekten söz edenler, emeğin karşılığını vermemeyi sıradanlaştırabilir. Kadın haklarını, insan onurunu ve fedakârlığı dilinden düşürmeyenler ise en küçük konforlarından vazgeçmeye yanaşmaz.

Asıl mesele tam da burada düğümlenir:
Toplum olarak sözlere fazlasıyla hızlı inanıyoruz.

Siyasetten sendikalara, sanat dünyasından sivil topluma kadar geniş bir alanda duyarlılık, giderek bir gösteri unsuruna dönüşmektedir. Doğru cümleler ezberlenmiş, hangi konuda ne kadar tepki verileceği adeta standartlaşmıştır. Ancak bu cümlelerin gerektirdiği sorumluluğu üstlenmeye gönüllü olanların sayısı aynı ölçüde artmamaktadır.

Çünkü sorumluluk ağırdır.

İnsan olmak, yalnızca doğruyu dile getirmek değil; o doğruyu hayatın her anında yaşayabilmeyi göze almaktır. Asalet ise kalabalıklar önünde sergilenen bir tavır değil, kimsenin görmediği anlarda verilen sessiz bir karardır.

Modern zamanın en büyük yanılsamalarından biri, insanın kendisini olduğundan daha erdemli bir hikâyenin kahramanı gibi sunma eğilimidir. Oysa gerçek hayat, bu tür anlatıları uzun süre taşımaz. Söylenen ile yapılan arasındaki uyumsuzluk, eninde sonunda kendini ele verir.

Bir işçinin hakkını savunduğunu ifade eden kişi, kendi hayatında haksız kazanca kapı aralamamalıdır. Bir çocuğun açlığını gündeme getiren, kendi konfor alanını sorgulayabilmelidir. İnsan haklarını savunduğunu söyleyen ise en yakınındaki haksızlığa karşı sessiz kalmamalıdır.

Aksi hâlde kurulan her cümle biraz daha anlamını yitirir; tekrarlandıkça içi boşalır ve zamanla hamasete dönüşür.

Bugünün belki de en temel sorunu kötü niyet değil; tutarsızlıktır. İnsanların kendilerini “iyi” olarak tanımlaması, bunu hayatlarıyla sınamak zorunda hissetmemeleriyle birleştiğinde, ortaya derin bir samimiyet krizi çıkmaktadır.

Oysa insanlık ilan edilmez.
Asalet gösterilmez.

Her ikisi de ancak yaşanarak anlam kazanır.

Yaşanmadığında geriye yalnızca alkış kalır.
O alkış ise ilk sessizlikte dağılmaya mahkûmdur.

 

 

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER