Warning: Undefined array key "renk_kodu_0" in /home/medyagoozugazetesi/web/medyagoozugazetesi.com/public_html/wp-content/themes/esenhaber/inc/custom-styles.php on line 348

Warning: Undefined array key "renk_kodu1_0" in /home/medyagoozugazetesi/web/medyagoozugazetesi.com/public_html/wp-content/themes/esenhaber/inc/custom-styles.php on line 349

Warning: Undefined array key "renk_kodu_text_0" in /home/medyagoozugazetesi/web/medyagoozugazetesi.com/public_html/wp-content/themes/esenhaber/inc/custom-styles.php on line 350

Warning: Undefined array key 0 in /home/medyagoozugazetesi/web/medyagoozugazetesi.com/public_html/wp-content/themes/esenhaber/admin/functions_82.php on line 0
Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Warning: Undefined variable $user in /home/medyagoozugazetesi/web/medyagoozugazetesi.com/public_html/wp-content/themes/esenhaber/single-yazar.php on line 81

Warning: Attempt to read property "display_name" on null in /home/medyagoozugazetesi/web/medyagoozugazetesi.com/public_html/wp-content/themes/esenhaber/single-yazar.php on line 81
Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK

Tebessümlük Bir Fransa Hatırası

TEBESSÜMLÜK BİR FRANSA HATIRASI
Yıllar önce arkadaşlarım Prof. Dr. Cemalettin Kubat, Prof. Dr. Harun Taşkın (rahmet
diliyorum) Prof. Dr. Ercan Öztemel ile İspanya’ya gittik. Ben hariç diğer arkadaşlar
İspanya’nın Fransa sınırına yakın bir yerinde olan San Sabestiyan şehrinde bir proje
çalışmaları vardı.
Madrid havaalanında bir araç kiraladık ve San Sabastiyan’daki otelime ulaştık. Cemalettin
ve Ercan Hocalar, kaldığımız otel yakınlarındaki proje çalışması yaptıkları yere gittiler ve ben
Harun Hoca etrafı dolaştık. İki günümüz böyle geçti.
Sonraki gün, oteldeki kahvaltımızı yaptık. Masadan kalkarken Cemalettin Hoca ve Ercan
Hoca, kendilerinin 2 saatlik bir zamanları olduğunu ve bu süre içinde civarda araba ile bir tur
daha yapabileceğimizi söylediler. Ben de:
— Dün gidip geldiğimiz istikamet olmasın. Oraları nasıl olsa gördük. Yağış da şimdilik
durdu. Bu defa gittiğimiz istikametlerin tam tersi istikametlere gidelim. Uygun bulduğumuz
bir yerden döneriz, dedim.
Teklifim kabul edildi ve aracımıza binerek düşündüğümüz istikamete yöneldik. “Şu
istikamet, bu istikamet, hayır orası değil, burası” derken, ön koltukta oturan Ercan Hoca,
Cemalettin Hoca’yı Irun- Fransa’ya giden otoyola yöneltti.
— Madem buraya girdik öyleyse devam edelim. Fransa’da uygun bulduğumuz bir mola
yerinde veya bir benzin istasyonunda yahut uygun olan herhangi bir yerde birer kahve içer,
geri döneriz. Belki ihtiyaç olmaz ama yine de pasaportlarımızı kontrol edelim, dedik.
Tedbirliyiz, herkesin pasaportu yanında… Devam ettik. 17 km gidip, sınır olduğu
anlaşılmayan otoban turnikelerine girdimizde Fransa’ya geçmek üzere olduğumuzu anladık.
Aracımızla otoban turnikelerine yanaştık. Ancak otomatik turnikesine girmişiz. Geri geri
gidip, görevli bulunan turnikeye girdik, 1,50 € ödemeyi yaptık ve geçtik. “Adiyos, diyos,
gidiyos” …
Bize:
— Siz kimsiniz? Pasaportunuz nerede? Buraya nereden ve ne amaçla geldiniz ve ne kadar
kalacaksınız? Nerede ikamet edeceksiniz? Yanınızda ne kadar döviziniz var? Deklare
edecek herhangi bir şeyiniz var mı? Gibi pek çok ülkeye girişte sorulan, hiçbir soru ile
muhatap olmadık.
Sınırı geçer geçmez, cep telefonlarımıza mesajlar gelmeye başladı:
— Fransa’ya Hoş Geldiniz!
30 km kadar gidip bir çıkış noktasından otobanı terk ettik. Buradan Bordo şehri 212 km…
Yem yeşil bir coğrafyada otoyol boyunca, yol kenarındaki yerleşim yerlerinin motorlu araç
gürültüsünden etkilenmemesi için, yolun kenarına ses yalıtım-izolasyon panoları
yerleştirmişler.
İlk çıkış noktasından girdiğimiz yerleşim yeri, küçük ama çok güzel bir kasaba… Büyük bir
şehrin küçültülmüş, güzel bir maketi sanki… Adı, Saint Jean de Luz… Yol kenarındaki
“Center Villa” levhasını takip ediyoruz. Kasaba, Güney Batı Fransa bölgesinde, Atlas
Okyanusu kenarında şirin mi şirin bir yer… Kasabanın güzelliği, ağaçların şirinliği, sokak
tasarımı ile yapıların düzeni karşısında Harun Hoca dayanamadı ve burada yine patladı:
— Kahrolsun İttihat ve Terakkiciler ve günümüzdeki türevleri! Bizi 100 yıl geri bıraktılar!

Sokaklar o kadar tenha ki… Aracımızı, yol kenarında uygun bir yere park edip bir kafede bir
kahve içme niyetindeyiz.
Dolaşırken, ana cadde üzerinde, gayet güzel camekânları olan ve içinde 7–8 kişinin ayrı ayrı
masalara oturup gazete ve kitap okudukları bir kafeye girmeye karar veriyoruz. İçeride tam
bir kütüphane havası var… Böyle havalar biz Türkleri bozar! Biz, “Türk Usulü”, gürültülü
bir şekilde konuşarak ve arkamızdan gelen varmış gibi hızlı bir şekilde, içeri daldık. Sesli
ve yüksek perdeden konuşmalarımız üzerine herkes bize bakıyor:
— Ne oluyor? Baskına mı uğradık? Der gibi…
Ama biz hiç oralı olmadık. Niye oralı olalım ki? Onlar düşünsün!
Gürültülü konuşmalarımıza hiç kimse ses çıkarmıyor ama lisanı hal ile:
— Böyle de olmaz ki… Diyorlar…
Diyorlar demesine de… Biraz utanıyoruz ama bu duygu çok çabuk geçiyor. Harun Hoca,
kendini tuvalete zor atıyor. Garson gelip ne arzu etiğimizi soruyor. Biz de sütlü kahve siparişi
veriyoruz.
Ercan Hoca’ya soruyorum:
— Cevdet Hoca! Biz şimdi Fransa’da mıyız?
— Evet, Fransa’dayız Sami Ağabey, dedi.
Sonra da:
— Ercan, Rahmetli Sabahattin Zaim Hocamız bana hep, “Kerim” derdi. Ben de sana
“Cevdet” diyorum. Fark etmez, ben “Cevdet” diyeyim sen, “Ercan” anla… Sen bana Sami
dersen, ben onu Salih olarak algılarım. Merak etme. Bu vesile ile şimdi rahmetli Hocamızı da
bu Frengistan’da andık. Allah rahmet eylesin, dedim.
Cemalettin Hoca, Sakarya’daki bir meslektaşımızı arayıp biraz hava atacağını söyledi:
— Bu Salih Hoca bizi şimdi Fransa’ya getirdi. Buradan da nereye götüreceği belli değil…
Bindik bir alamete, gidiyoruz hiç bilmediğimiz diyarlara… Buradan yukarı doğru Kuzey
Kutbu’na götürecekmiş. Kaybetmezsek bulduk adamı… Durmadan not alıyor. Her halde 100
sayfalık bir günlük yazar, bu gidişle… Mahkûm etti bizleri kendisine… Allah yardımcımız
olsun, dedi.
Tabii yüksek perdeden yapılan bu telefon görüşmesinin ortalıkta yaptığı yankı ve ses
kirliliğini hiç hesaba katmıyoruz. Oradakiler “ibadet sessizliği” içinde, biz ise yıkıyoruz
ortalığı…Sonra işin farkına vardık, biraz sessizliğe büründük ama bu da geçici…
— Ne yapalım yani, fıtratımızı mı değiştirelim, Fransa’ya geldik, diye?
Aslında, “vardığın yer kör ise, gözünü kırparak bakacaksın” diye bir atasözümüz var ama
biz birden hatırlayamadık… Bu kuralı uygulasaydık ne iyi olurdu…
Kahvemizi içip dışarı çıkıyor ve kısa bir sokak turu yapıp dönmeye karar veriyoruz. Çünkü
bizim projeciler, işlerine yetişmek zorundalar… Onlar için zaman oldukça daraldı. Harun
Hoca ile benim için böyle bir zorunluluk yok ama ne yapalım, gruptan ayrı hareket de uygun
değil… Tam kafe önünden ayrılmak üzere iken, önümüzden geçmekte olan yaşlı bir
Fransız kadının ayağı kayıyor ve kafasını tam bizim yanımızdaki vitrin camına vurmak
üzere iken Cemalettin Hoca, imdadına yetişip kadını çarpmaktan kurtarıyor. Düşmekten
kurtarılan kadının mutlu durumunu görmek gerekirdi.
Kadının:
— Mersi, Boku Boku Mersi! (Fransızca yazılışı: merci, beaucoup beaucoup merci:
Teşekkür ederim, çok çok teşekkür ederim!) İfadeleri, her halde bizim itibarımızı
kurtarmıştır!

Yani biz burada olmasaydık, o kadın belki de beyin kanamasından ölürdü!

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Warning: Undefined array key "is_deactive_row" in /home/medyagoozugazetesi/web/medyagoozugazetesi.com/public_html/wp-content/themes/esenhaber/admin/functions_82.php on line 0

Warning: Undefined array key "is_deactive" in /home/medyagoozugazetesi/web/medyagoozugazetesi.com/public_html/wp-content/themes/esenhaber/admin/functions_82.php on line 0
YAZARLAR
TÜMÜ

Warning: Undefined array key "is_deactive" in /home/medyagoozugazetesi/web/medyagoozugazetesi.com/public_html/wp-content/themes/esenhaber/admin/functions_82.php on line 0

SON HABERLER