Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Kırgızistan Seyahat Notları 1

2005 yılında Üniversitemin görevlendirmesiyle Kırgızistan’ın Celalabat şehrinde bulunan
Türk Dünya Araştırmaları Vakfı’nın İşletme Fakültesi’nde İktisat Dersi vermek için
görevlendirildim. O günlerde ülkede bir devrim olmuştu ve Fakülte ’de dersler kesintiye
uğramıştı. Gidiş amacım yapılamayan derslerin telafisinde görev yapmaktı. Aşağıda bir buçuk
ay, derslerim haricindeki günlerde, ülkeyi her fırsatta gezdim. Gezme imkânım olmayan çok
az yeri kaldı. Aşağıda o günlerde gözlemlediğim ve tespit ettim bazı hususları sizlere
sunuyorum. Tespit ve gözlemler 2005 yılı itibariyle olup şimdi bazı değişiklikler olmuş
olabilir) …
Orta Asya’nın ortasında yer alan Kırgızistan’ın yüzölçümü Türkiye’nin dörtte biri kadardır
(198,500 km2). Ülke hemen hemen tamamen dağlık bir yapıdadır… Topraklarının ancak
yüzde 7’si tarıma elverişlidir… Geri kalan yüzde 97’lik kısım ise ancak hayvancılığa müsait…
Yollarda ve civarında görülen çok sayıdaki hayvan sürüleri bunun işareti sayılabilir. Ülke,
kuzeydeki Tanrı Dağları ve güneydeki Pamir Dağları arasında merkezî bir konumda ve
deprem kuşağı içinde yer almaktadır. Ülkenin ciddî bir orman varlığı yoktur… Toplam
toprakların yüzde beşi kadar kısmının ormana sahip olduğu bilinmektedir.
Komünizmin kendilerini terk etmesinin üzerinden 10 yıldan fazla bir zaman geçmesine
rağmen, kendileri yeni bir şey ilave etmedikleri gibi, devraldıkları alt-yapıyı da
koruyamamışlar. Parklardaki bankları, çocukların oyun araçlarını, yollardaki demir su
ızgaralar da dâhil, her şeyi tahrip etmişler. Elektrik direklerinden bile çalınıp satılanların
olduğu belirtiliyor.
Rusya tarafından “bağımsız” bırakılınca ne yapacaklarını bilemez hâle gelmişler. Celalabat
şehrindeki bir dostun ifadesiyle, “biz cam bir fanus içindeydik. Fanusun dışındaki dünyayı
tanımıyorduk. Fanusun dışında ayrı bir dünya olduğunu da bilmiyorduk. Üzerimizdeki fanusu
kaldırdılar. Biz de şimdi şaşkınlık içinde ne yapacağımızı bilemiyoruz”. Toplum hep
yönetilmeye alışmış. Şimdi yönetme konumuna “getirilmişler” ancak yönetmede problemler
yaşıyorlar. Temel problemleri “Yönetim” …
Çok meşhur olarak bilinen Kırgız şapkası, Kırgızların çok az bir kesimi tarafından
kullanılıyor. Ülke Kırgızistan ve dilleri Kırgızca olmasına rağmen, Kırgızca kullanmak yerine
Rusçanın yaygın olarak kullanılması gibi… Ünlü Kırgız şapkasını, genellikle “taşralılar-
köylüler” ve Kırgız milliyetçiliği ağır basan insanlar tarafından giyiliyormuş.
Şehirlerdeki açık ve kapalı pazaryerlerinde satıcılık yapanların çok büyük kısmı kadın… Bu
kadınların çok yaşlıları dâhil, müşteri beklerken, gazete kitap gibi bir şey okuyorlar. Bulmaca
çözüyorlar. Çok ciddi boyutta “okuma alışkanlığı” edinilmiş. Ülke nüfusunun %99,7’sinin
okuryazar olduğu ifade ediliyor. Mecburi öğretim 10 yıl, yani 16 yaşına kadar devam ediyor.
Başkent Bişkek’in ana caddeleri nispeten temiz… Sokakları temizleyen temizlikçiler arasında
elinde süpürge, ana caddeyi süpüren, çok sayıda yaşlı kadını görmek mümkün… Yaşlı
kadınların inşaatlarda da çalıştıklarına, tuğla ile duvar ördüklerine şahit olunmuştur. Celalabat
ve diğer yerlerde sokaklar kirli ve etrafa çöp yığını hâkim…
Ülkede çok değişik bir “mezarlık kültürü” oluşmuş. Mezarlar çok değişik sitillerde ve değişik
yapılarda… Klasik Kırgız çadırı tipinde yapılmış mezarlar olduğu gibi, ön cephesi bir bina
cephesi gibi görünen, ölenin resimlerinin yer aldığı, ölüm ve doğum tarihleri belirtilmiş
mezarlar da var. Mezarlığa uzaktan bakıldığında, buranın bir yerleşim yeri olduğu sanılıyor.

Mezarı üzerine At heykeli dikilmiş çok sayıda mezar var. Buralar sanki mezarlık değil de
birer âbide…
Ülkede çok sayıda cami ve mescit olmasına rağmen minare yok… Her mescit veya cami
üzerine bir hilal veya minyatür bir minare ve üzerinde hilâl bulunuyor.
Bişkek, Celalabat, Özgen, Oş, Suzak ve görebildiğim yerlerde, meydanlarda ve parklarda
Lenin heykelleri, Lenin Caddeleri ve Lenin Bulvarları var. Görünen o ki, bu insanlar,
Komünizmi ve bazı liderlerini öyle özümsemişler ki onları, kendi halklarından ve
kahramanlarından biri olarak kabul ediyorlar. Özellikle Lenin her yerde “yaşamaya” devam
ediyor. İnsanların “komünizmden kurtulmak” ve “bağımsız olmak” gibi bir dertleri olmamış.
“Bağımsızlıklarını elde etmek” gibi bir kaygıları bulunmamış. Ancak tarihî süreç onları
“bağımsız” hâle getirmiş.
Ana yol kenarlarında, trafik kazasında ölenlerin anısına bir tabela veya otomobil direksiyonu
veya kazayı hatırlatan bir işaret levhası dikiliyor. Bu levha veya “küçük mezarları”
gördüğünüzde, burada bir trafik kazasının olduğunu ve adı yazılı kişinin bu kazada vefat
ettiğini öğreniyorsunuz.
Her yer, sokak ve cadde kenarları seyyar satıcılarla dolu… Elinde mesela yarım kilogram
ayçiçeği çekirdeği olan birini, yol kenarında bunu satarken görebiliyorsunuz. Her türlü
sigarayı tek tek, yani tane hesabı alabilirsiniz.
Ülke nüfusunun %75’inin Müslüman, %20’sinin Rus Ortodoks ve %5’inin de diğer dinlere
mensup olduğu tahmin edilmektedir.
Şehirde çalışan tüm otomobilleri “dolmuş” olarak düşünebilirsiniz. Değişik hatlara çalışan
minibüsler var. Çok eski model minibüsler… Söz konusu dolmuşlara burada “maşrutka”
diyorlar. Minibüs durağında beklerken, herhangi bir özel oto durup sizi dolmuş fiyatına
merkeze götürebilir. Özel oto sürücüsü gittiği yol üzerinde, ne kadar çok “maşrutka yolcusu”
kapabilirse, benzin masrafını o kadar azaltabiliyor.
Ülkede rüşvet çok yaygın ve olağan hâle gelmiş. Meselâ trafikte iken, trafik polisinin elindeki
sopa benzeri copu kaldırdığı anda “suçlusunuz”. Sollama hatası mı yapıldı, kırmızı ışıkta mı
geçildi veya hız sınırı mı aşıldı, önemli değil. Sürücü duruyor ve gerekli “ödemeyi” yapıp
yoluna devam ediyor. Makbuz kesme gibi bir uygulama yok. Her sürücü “ne kadar ödeme
yapılacağını” otomatik olarak biliyor. Özellikle şehir giriş çıkışlarında hız kontrolü yapılıyor.
Bu kontrolü yapan polislerin ellerinde megafon benzeri bir alet var. Yolun belli bir noktasında
kontrole başlayan polis, bazen sağdan gelen ve bazen de soldan gelen araçlara bu aleti
yöneltip hızını tespit ediyor. Konulan hız limitini aşan araçlar durduruluyor ve sürücü biraz
önce belirtildiği gibi gerekli “ödemeyi” hemen yapıyor. Bazı sürücülerin polisle “pazarlık”
yaptığı da görülebiliyor. Bu tür kontrollerin olduğu yerlere yaklaşırken, sürücüler arasında
müthiş bir dayanışma görülüyor: Araç sürücüleri birbirlerini farlarını yakıp söndürerek “polis
var” işareti veriyorlar.
KTP (Kıtırı) diye telaffuz ediyorlar) televizyonu devletin resmî televizyonu… Ciddi hiçbir
program yok. Çoğu zaman Rus filmleri yayınlanıyor. Resmi açılış törenleri, kutlamalar ve
toplantılar, toplantılarda yapılan uzun konuşmalar, hemen hemen tüm yayını kapsıyor. Uydu
anteni olmayanların dünyadan haberdar olması çok zor.

Görebildiğim kadarıyla bölge insanının, yaygın olarak, “altın kaplama diş” kullanma
alışkanlığı var. Kadın erkek hemen hemen herkes, kadınlarda daha yaygın olmak üzere,
dişlerini altın kaplama yaptırıyorlar. Çok altın dişe sahip olmak “statü” göstergesi olarak
algılanıyormuş.

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER