Bugün Müslümanların içine düştüğü zilletin sebebi açıktır: Kur’an’dan uzaklaşmak! Hayat rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’i rafa kaldırdık, hükümlerini hayattan sürdük, adaletini ihmal ettik, ahlakını terk ettik. Bunun sonucunda, dış güçlerin ve emperyalist yapıların oyuncağı hâline geldik. Kur’an’dan kopan bir ümmet, zillete düşmeye mahkûmdur. Allah’ın ipine sarılmayı bırakan bizler, yanlış yönlendirmelere kapıldık ve bu durum bizi zincire vuran bir duruma soktu.
Allah insana en büyük şerefi “Müslüman” kimliğiyle vermiştir. “Mümin” adını bizzat Rabbimiz koymuştur. Ama biz ne yaptık? Türk, Kürt, Arap, Fars diye bölündük. Mezhepler, partiler, hizipler icat ettik. Müslüman kimliğimizi ikinci plana attık. Bugün birçoğumuz için Müslüman kimliği, sadece kimlik kartındaki “din” hanesinden ibarettir. Oysa asıl kimliğimiz, bizi ayakta tutacak tek değerimiz Müslümanlıktır. Üstünlük ne ırkta, ne renkte, ne de dilde; üstünlük sadece takvadadır!
Ama biz takvayı bıraktık, putlaştırdığımız alt kimliklerimize sarıldık. Bunun bedelini de zilletle ödedik. Türk olmakla, Kürt olmakla övünüyoruz ama Müslümanlıkla övünmeyi unuttuk. Bu yüzden emperyalist güçler üzerimize üşüşüyor. Çünkü onlar biliyor ki, Müslüman kimliğiyle ayağa kalkan bir ümmeti asla yenemezler. Bizim parçalanmamız, onların ekmeğine yağ sürüyor.
Bugün dünyaya hükmeden düzen, uluslararası sistemin haksız uygulamalarla şekillendiği bir tablo ortaya koymaktadır. Birleşmiş Milletler’in bazı kararları, bütün devletleri eşit şekilde temsil etmemekte, güçlü olanların iradesi diğerlerini yönlendirmektedir. Bu mu adalet? Bu mu eşitlik? Dünyanın gözü önünde milyonlarca Müslüman öldürülüyor, şehirlerimiz yıkılıyor, çocuklarımız açlıktan ölüyor ama etkili yaptırımlar uygulanamıyor.
Oysa ilahi hukukta kimse kimsenin rabbi değildir. Herkes yalnızca Allah’a kuldur. Adalet, rahmet, özgürlük ve barış yalnızca ilahi ölçülerle mümkündür. Şeriat geldiği anda adaletsiz düzenler çökecektir. Bugünkü zulüm, işte bu adaletsiz yapıların sonucudur.
Müslümanlara bakarken ayrım yapılmamalıdır. Türk-Kürt, Arap-Fars, Sünni-Şii fark etmez; asıl gerçek Müslüman kimliğimizdir. Peki biz ne yapıyoruz? Mezhep kavgası, etnik tartışma, siyasi çekişme… Biz hâlâ birbirimizle uğraşırken, dış güçler hepimizi birden tehdit olarak görmektedir. İç mücadeleler, asıl düşmanı görmeden birbirimizle uğraşmak, düpedüz ihanet anlamına gelir.
Bugün Müslümanların önünde sadece iki yol vardır: Ya tevhid ruhuyla birleşip izzetli bir ümmet olacağız ya da parçalanıp yok olacağız. Unutmayalım: İç çatışmalar devam ettiği sürece, tarih sahnesinde yerimizi korumamız mümkün olmayacaktır.
Müslümanlar uyanmalı! Bu ümmet yeniden vahyin ruhuyla birleşmeli ve iç birliği tesis etmelidir. Kimliğimiz bellidir: Müslüman. Yolumuz açıktır: Kur’an. Düşmanımız nettir: adaletsizlik ve zulüm düzeni. O halde ya Kur’an’ın rehberliğiyle ayağa kalkacağız ya da zilletle yok olacağız. Orta yol yoktur!
Selam ve Dua İle

YORUMLAR