Yıllar önce bir gün Adapazarı’ndan İstanbul’a gitmiştim. Gece yalnız başıma
arabamla Adapazarı’na dönüyorum. Giderken bir süredir kullanmadığım, 2005
yılında Kırgızistan’a giderken, o zamanın parasıyla oldukça pahalı olan (1 milyar
100 bin TL) ama çok işime yarayan, şimdi bataryası çok sık bittiği için
kullanamadığım, Canon dijital fotoğraf makinemi de yanıma almıştım. Bir
arkadaşım yeni bir kamera kılıfı verdi. Ona yerleştirip kemerime de taktım. Şarjlı
olan pil, ancak birkaç poz işe yarayacak ama nedense yine de yanıma aldım.
Hafıza kartında ne tür resimler var, onu da bilmiyorum.
İzmit’in İstanbul tarafından girişinde bulunan bir tesise giriyorum. Niyetim bir
kahve için lavaboya gitmek… Lavabo tamiratta ve ihtiyaç gidermek mümkün
değil. Dışarı çıkıyorum. Bari kahvemi, termosumdan, arabamda içeyim diyor ve
içiyorum. Sonra da Adapazarı’na dönüyorum.
Ertesi günü kemerimde takılı olan kameramın yerinde olmadığını görüyorum.
Kılıfın parçası kemerde ama kendisi yok… Acaba arabama mı düştü diye
arıyorum, yok… İstanbul’da gittiğim yeri arıyorum, orada da yok. Evi bir daha
kontrol ediyorum, yine yok… Kaybettiğim kesin… Bulma umudum hiç yok!
Sabahleyin Fakülte’ye geldim. Sekreter hanım beni bir TIR şoförünün aradığını
söyledi. Adı, Hamis Sinnep… Telefon numarasını da bırakmış. Hemen aradım.
Soruyor:
— Salih Bey, siz fotoğraf makinenizi kaybettiniz mi?
— Evet…
— Makineniz bende…
— Hayret, nasıl oldu da beni bulabildiniz?
— Ben TIR şoförüyüm. Her gün Kocaeli Kartepe’deki NARPAK (Narpak
Narenciye Paketleme ve Dış Ticaret A.Ş.), meyve işleme fabrikasından İstanbul
Sebze Meyve Hali’ne meyve taşırım. Dün TEM 76 isimli tesiste durmuştum.
Otoban üzerindeki TEM 76 isimli tesiste buldum. Kusura bakmayın, makinenizin
içindeki hafıza kartını bilgisayarda kontrol ettim. Sizin Sakarya Üniversitesi’nde
olduğunuzu öğrendim. Fakültenizin telefon numarasını da internetten öğrenip
sizi aradım. Şimdi İstanbul’dayım. Yarın saat 8:00’de işyerimde olacağım.
Öyle mutluyum ki… Anlatmak mümkün değil… Ertesi günü Karatepe’de tarif ettiği
işyerinde buluştuk. Hemşeri çıktık. Kilis doğumlu bir zat… Ancak çocukluğu
Hatay Reyhanlı’da geçmiş… Halen İstanbul’da ikamet ediyor. Maşallah 8 çocuk
sahibi… Benden iki yaş küçük… Tam bir Anadolu insanı… Bir süre sohbet
ettik. Kahve ikram etti. Hazırladıkları muzlardan bir paket arabama koydu
Haberleşme bilgilerimi kendisine verdim.
Fabrikanın önünde kayıp-buluntu fotoğraf makinemle birkaç poz fotoğraf
çektirdik. Demek ki çıkara dayalı olmayan dostluklar böyle ediniliyor. Şükürler
olsun Allah’ım Sana…
Şimdi gel de sevinme…
Memleketimin, bulduğu eşyaları asıl sahibine vermek üzere çırpınan güzel
insanlarının hâlâ var olduklarına gel de sevme…
Kim ne derse desin.
‘Çağ değişti’ desinler…
‘İnsanlar değişti’ desinler.
Hiçbirinin anlamı yok.
Maya sağlam…
Görüştüğüm bu insanlar,
Çok okumuş ve büyük unvanlara
Sahip insanlara da benzemiyorlardı.
Ama onların çoğundan çok daha tutarlı, saf, samimi ve
Yaptıklarından emin ve mutlu gözüküyorlardı.
Ne dersiniz?
İnsanlarımızı çok mu ‘okutuyoruz’?
Titirsiz,
Unvansız,
Mevki ve makam derdi olmayan
İnsanımızı
Seviyorum.

YORUMLAR