Bir kadın olarak doğmakla başlıyor ödeme planımız.
Doğumhanede açılıyor ilk fatura.
Bize pembe battaniye…
Pembe balon…
Pembe yalanlar…
Ve pembe etiketli ürünlerle dolu bir ömürlük borç!
“Kadınlar çok harcıyor” diyorlar.
Bir dakika!
Durun şimdi burada!
Bir kere biz “çok” harcamıyoruz.
Biz aynı şeye daha pahalıya maruz kalıyoruz.
Aynı tıraş bıçağı, kadın için “şık ve ergonomik” diye iki katı fiyatla satılmıyor mu?
Aynı deodorant, pembe yapınca “gül kokulu soyulma” haline gelmiyor mu?
Regl misin? Doğal bir biyolojik döngü, değil mi?
Devlet bunu lüks tüketim sınıfına sokmuş.
Sanki zevk için regl oluyoruz.
Sanki ped değil de Prada çantası alıyoruz her ay!
Ve sonra geliyor o utançsız cümle:
“Kadınlar kendine çok bakıyor.”
“Çok harcıyor”
Kendimize bakmazsak “bakımsız”, diye damgalanıyoruz.
Bakarsak “israfçı” oluyoruz.
Saçımız,
Kaşımız,
Kıyafetimiz,
Topuklu ayakkabımız…
Bize bu rolleri dayatan toplum değil mi?
Sonra da bizi o rollere para harcadığımız için suçlayan da yine toplum değil mi?
Alışverişte bile pembe ayrımcılığına maruz kalıyoruz.
Siz, aynı ürünü erkek için daha ucuz satarken,
Neden bunu “cinsiyet ayrımcılığı” olarak görmüyorsunuz?
Neden “eşitlik” deyince yalnızca sahte 8 Mart mesajları aklınıza geliyor?
Kadın olmak sadece bedensel değil, ekonomik olarak da cezalandırılmak demek bu.
Kadın emeği ucuz…
Kadın ürünleri pahalı…
Kadın maaşı düşük…
Kadın harcaması yüksek…
Yok yok!
Bu bir tesadüf değil…
Bu bir tuzak!
Bu bir dayatma…
Bu bir sistem…
Ve bu sistem kadınların cebini oyarak hayatta kalıyor.
Artık yeter!
Ya fiyatları eşitleyin, ya susun.
Kadınlar “ekonomik yük” değil.
O yükü omuzlarına yıkan düzenin aynası sadece!
Farkında değil miyiz sanki?!…
Bir tıraş bıçağını pembe yapıp üzerine kelebek koyuyorlar diye iki kat fiyat biçiyorsunuz.
Sanki biz o kelebeği alıp göğsümüze broş diye takacağız!
Hayır, aynı plastik, aynı metal…
Ama pembe olunca büyülü bir ekonomi ortaya çıkıyor:
Kadınlar nasıl olsa alır.
Markalar biliyor:
Kadına bir şey satmak için sadece pembe yap, biraz da “özgüven” kelimesi serpiştir,
Bir de “sen her şeye değersin” yaz.
Sonra da geç kasaya:
Kadınlar hem pahalıya alır, hem teşekkür eder!
Kadına değdi mi bu şimdi?
Ama asıl tuhaf olan şu:
Bu düzene sadece erkekler değil, kadınlar da alıştı.
Bu soyulma düzeni “normalleşti.”
Ped fiyatları tavan yaptı, biz hâlâ sessiziz.
Jilet alırken bile “kadın versiyonunu” almazsak eksik hissediyoruz.
Bize “kadın gibi yaşamak” böyle öğretildi:
Pahalı yaşamak zorundasın, çünkü güzelliğin maliyetlidir.
Hayır!
Kadın olmak güzellik yarışması değildir.
Kadın olmak bir pazarlama stratejisi değildir.
Kadın olmak — başlı başına bir ekonomi sektörü olmamalı!
Peki çözüm ne?
Öncelikle susmamak…
Kullakları sağır edecek kadar susmamak…
Sonra sorgulamak…
“Bu neden daha pahalı?” diye sorgulamak.
Sonra haklı olarak hakkımızı aramak…
“Bu benim temel hakkım” demek.
Regl ürünleri için vergi kaldırılmalı.
Kadın ürünleriyle erkek ürünleri arasındaki fiyat uçurumuna yasal düzenleme getirilmeli.
Ve biz kadınlar, bilinçli tüketiciye dönüşmeliyiz.
Süslü ambalajlara değil, içeriğe ve işlevine bakmalıyız.
Çünkü pembe vergi yalnızca cüzdanımızı değil, saygınlığımızı da hedef alıyor.
Sustukça hem soyuluyoruz, hem küçümseniyoruz.
Bu kaderimiz değil; bu bize sunulan bir seçenek.
Ama unutmasınlar:
Kadınlar bir araya geldiğinde pembe fiyata isyan da eder, o fiyat etiketini tarihe de gömer!

Ben ve eşim bu güzel trajikomik ama yerinde tespit ve anlatım özgürlüğü ve dahi konu içeriği için tebrik ediyoruz.kelamınız ve kaleminiz eksik olmasın