Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Savaş YUVA

Babalar da Ağlar!

Babalar pek anlatmaz.

Canı acıdığında susar.

Endişelendiğinde belli etmez.

Korktuğunda bile
“Merak etme.” der.

Çünkü çocukluğundan beri
ona güçlü olması öğretilmiştir.

Ağlamaması…

Şikayet etmemesi…

Dayanması…

Çalışması…

Ve ailesi için
her şeyi göğüslemesi…

Ama kimse ona
bir şey sormayı unutmuştur:

“Sen nasılsın baba?”

/

Bir baba sabah erkenden kalkar.

Ev daha sessizdir.

Çocuklar uyuyordur.

Eşi belki mutfaktadır.

O ise hazırlanır.

Gömleğini giyer.

Ayakkabısını bağlar.

Kapıyı sessizce kapatır.

Ve işe gider.

Kimse bilmez
o kapıdan çıkarken
aklından neler geçtiğini.

Elektrik faturası…

Kira…

Okul masrafı…

Market…

Araba…

Ev…

Çocukların geleceği…

Bir babanın cebinden önce
zihni yorulur.

/

Bazen iş yerinde
her şey yolunda gitmez.

Patron kızar.

İş yetişmez.

Para yetmez.

Birileri haksızlık eder.

Bazen insanın
gururuna dokunurlar.

Ama akşam olduğunda
eve gelir.

Çocukları görür.

Ve yüzüne
başka bir ifade yerleşir.

Çünkü çocukların
babasının sorunlarını bilmesine
gerek yoktur.

Onların gördüğü baba;

güven olmalıdır.

/

Bir çocuk için baba;

“Her şeyi bilen adamdır.”

Musluk bozulur;
“Babam yapar.”

Oyuncak kırılır;
“Babam tamir eder.”

Bisiklet bozulur;
“Babam bakar.”

Çocuk korkar;
“Babam yanımda.”

Dünya küçücükken
baba kocaman görünür.

Sonra çocuk büyür.

Babanın da yorulduğunu,
babanın da korktuğunu,
babanın da bazen ne yapacağını
bilmediğini öğrenir.

İşte insanın büyüdüğü yer
biraz da burasıdır.

/

Çocukken babamızın
ellerine bakardık.

Bize o eller
çok güçlü gelirdi.

Oysa yıllar geçince
o ellerdeki çizgileri görürüz.

Nasırları…

Kesikleri…

Yorgunluğu…

Ve anlarız:

Meğer o eller
sadece bizi tutmamış.

Bir ailenin bütün yükünü taşımış.

 

/

Bir baba
çocuğunun ihtiyacını düşünür.

Kendi ihtiyacını erteler.

Ama çocuğa söylemez.

Ayakkabısı eskimiştir;
kendisine yenisini almaz.

Telefonu bozulmuştur;
değiştirmez.

Çünkü çocuğunun ihtiyacı
ona göre daha önemlidir.

Bunu çoğu zaman
kimse fark etmez.

Çocuk da fark etmez.

Ta ki büyüyene kadar…

/

Babalar da hata yapar.

Bazen sert konuşur.

Bazen yanlış karar verir.

Bazen öfkesine yenilir.

Bazen çocuğunun kalbini kırar.

Ama çoğu zaman
ertesi gece uyurken
o cümleyi tekrar düşünür.

“Keşke söylemeseydim.”

Fakat gururu
gidip özür dilemesine engel olur.

Ve bazen iki insan
aynı evde
birbirini severken
sessizce uzaklaşır.

/

Oysa bir baba da
duymak ister:

“İyi ki varsın baba.”

Bir sarılmaya
onun da ihtiyacı vardır.

Bir telefon…

Bir ziyaret…

Bir fincan çay…

Bazen hiçbir şey istemez.

Sadece çocuğunun
yanında oturmasını ister.

Çünkü yaş ilerledikçe
insan büyük şeylerden
küçük şeylere döner.

Eskiden para önemliydi.

Sonra sağlık…

Sonra huzur…

Sonra;

yanında sevdiğin insanların olması.

/

Babalar yaşlandıkça
dünya değişir.

Bir zamanlar hızlı yürüyen
babanın adımları yavaşlar.

Eskiden kolayca kaldırdığı
şeyler ağır gelir.

Saçları beyazlar.

Sesi değişir.

Ellerinin titrediğini fark edersin.

Ve bir gün;

Çocukken dev gibi gördüğün adamın
aslında senin gibi
yaşlanabildiğini anlarsın.

İşte o gün
kalbin biraz daha ağırlaşır.

/

Çünkü babalar hep güçlü kalacak
sanırız.

Hep orada olacak…

Hep telefonu açacak…

Hep kapıyı açacak…

Hep:

“Gel.”

diyecek…

Ama hayat böyle değil.

Hiçbir insan
sonsuz değil.

Hiçbir ses
sonsuz değil.

Hiçbir sarılma
sonsuz değil.

Bu yüzden
henüz fırsat varken
babanızın yanına oturun.

Konuşacak bir şeyiniz olmasa bile
oturun.

Bir çay için.

Elini tutun.

Halini sorun.

“Baba, nasılsın?”

deyin.

Belki size
“İyiyim.” diyecek.

Ama o iki kelimenin arkasında
kim bilir kaç yıllık
bir hayat olacak.

/

Bir babanın en büyük mirası
bazen ev değildir.

Araba değildir.

Para değildir.

Banka hesabı değildir.

Çocuğuna öğrettiği
bir cümledir.

“Kimseye haksızlık etme.”

“Emeğin değerini bil.”

“Düşenin elinden tut.”

“Doğru bildiğinden şaşma.”

“İnsanları kırma.”

İşte bunlar
nesilden nesile geçer.

Ve bir baba öldüğünde
aslında her şeyi ölmez.

Onun öğrettikleri
çocuklarının davranışlarında
yaşamaya devam eder.

 

/

Bugün babanız hayattaysa;

Onu arayın.

Yanına gidin.

Birlikte çay için.

Eski günlerden konuşun.

Çocukluğunuzu anlatmasını isteyin.

Sorular sorun.

Çünkü bir gün
o hikâyeleri anlatacak kişi
olmayabilir.

Ve insanın en büyük pişmanlıklarından biri;

“Keşke daha çok dinleseydim.”

olabilir.

/

Babalar da yorulur.

Babalar da korkar.

Babalar da üzülür.

Babalar da ağlar.

Babaların da
bazen bir omuza ihtiyacı vardır.

Sadece bunu
her zaman söylemezler.

Çünkü bazı babalar
sevgisini “Seni seviyorum” diyerek değil;

“Üşütme.”

“Dikkatli git.”

“Varınca haber ver.”

“Bir ihtiyacın olursa ara.”

diyerek anlatır.

Ve belki de
bir babanın dilinde
bunların hepsi
tek bir cümledir:

“Seni çok seviyorum.”

Bazen insanın
duymayı değil,
anlamayı öğrenmesi gerekir.

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER