Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmed Mikdat GÜNEŞ

Bir Kadının Hayatı, Bir Toplumun Vicdanıdır

Toplumun canını yakan, vicdanları sızlatan ve artık sabır sınırlarını aşan bir gerçekle karşı karşıyayız: Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri.

Her gün yeni bir acı haberle uyanıyoruz. Bir kadın; eşi, eski eşi, sevgilisi ya da hayatına bir şekilde giren bir erkek tarafından hayattan koparılıyor. Ardından soruşturmalar açılıyor, ifadeler alınıyor, davalar görülüyor. Fakat geride kalanlar için hayat bir daha asla eskisi gibi olmuyor. Çünkü giden bir canı geri getirmenin yolu yok.

Bir annenin ölümü çocuklarının, bir evladın ölümü ailesinin, bir kadının öldürülmesi ise bütün toplumun yüreğinde derin bir yara bırakıyor.

Öyleyse artık şu soruyu samimiyetle sormamız gerekiyor:

Caydırıcılık nerede aksıyor?

Kadın, Allah’ın emanetidir

Kadına yönelik şiddeti yalnızca kanunlar üzerinden konuşmak, meselenin önemli bir tarafını eksik bırakmaktır.

Bizim inancımızda kadın; üzerinde tasarruf kurulacak bir eşya, sahip olunacak bir mal değildir. Allah’ın yarattığı, onuruna ve hayatına dokunulmazlık verdiği bir insandır.

Kur’an’ın kadınlara yaklaşımındaki temel ölçülerden biri de iyilik, adalet ve güzel muameledir. Peygamber Efendimizin hayatında da kadının onurunu koruyan, ona değer veren ve erkeğin kadına karşı sorumluluğunu hatırlatan çok güçlü bir anlayış vardır.

Öyleyse eşinden ayrıldığı için bir kadını öldürmek, kendisini reddettiği için hayatına kastetmek veya üzerinde hak iddia ederek ona şiddet uygulamak yalnızca hukuka değil, insanlığın ve inancın temel ölçülerine de aykırıdır.

Hiçbir erkek bir kadının sahibi değildir.

Hiçbir eş, eşinin hayatı üzerinde sınırsız hak sahibi değildir.

Hiçbir “hayır”, ölümle cezalandırılabilecek bir suç değildir.

Adalet cinayetten sonra başlamamalı

Elbette ülkemizde kadına yönelik şiddeti önlemek amacıyla önemli hukuki düzenlemeler bulunmaktadır. Ancak kanunun varlığı tek başına yeterli değildir.

Önemli olan, o kanunun zamanında ve kararlılıkla uygulanmasıdır.

Bir kadın tehdit ediliyorsa, takip ediliyorsa, şiddet görüyorsa veya defalarca yardım istiyorsa devletin görevi yalnızca olay gerçekleştikten sonra faili bulmak değildir.

Asıl başarı, o kadının cinayet haberine dönüşmesini engellemektir.

Çünkü bazı cinayetler gerçekten de geliyorum der.

Önce tehdit vardır.

Sonra takip…

Ardından şiddet…

Ve çoğu zaman bütün bunların sonunda duyulmayan bir yardım çığlığı ve kapanan bir hayat vardır.

Devletin gücü tam da o çığlık yükseldiğinde ortaya çıkmalıdır.

Bir kadın “Hayatım tehlikede” diyorsa, bu cümle sıradan bir şikâyet gibi değerlendirilemez.

Cezanın varlığı kadar caydırıcılığı da önemlidir

Adalet yalnızca suç işlendikten sonra verilen cezadan ibaret değildir. Adalet aynı zamanda suç işlenmeden önce insanı o suça yönelmekten vazgeçirebilmektir.

Bir kişi, işleyeceği cinayetin karşılığında nasıl olsa kısa süre sonra yeniden özgürlüğüne kavuşabileceğine inanıyorsa, burada toplum olarak ciddi biçimde düşünmemiz gereken bir sorun vardır.

Elbette hukuk, her olayın kendi şartları içerisinde değerlendirilmesini ve suçun kesin delillerle ortaya konulmasını gerektirir. Masum bir insanın cezalandırılmaması kadar temel bir hukuk ilkesi olamaz.

Fakat kasten ve bilerek işlenen, özellikle kadınların ve çocukların hayatına son veren ağır cinayetlerde toplumun vicdanını yaralamayacak, fail üzerinde gerçek bir caydırıcılık oluşturacak yaptırımların tartışılması artık ertelenmemelidir.

Çünkü bir insanın hayatını almak, sıradan bir suç değildir.

“Kısasta sizin için hayat vardır”

Tam bu noktada Kur’an-ı Kerim’in çok güçlü bir ifadesi üzerinde yeniden düşünmemiz gerektiğine inanıyorum:

“Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri.”

Bu sözün üzerinde yalnızca “ceza” açısından değil, “hayat” açısından düşünmek gerekir.

Kısasın ortaya koyduğu temel anlayış, insan hayatının korunması ve öldürmenin caydırılmasıdır. Nitekim aynı ayetlerde kısas hükmüyle birlikte affetme ve diyet imkânı da zikredilmektedir.

Buradaki mesele intikam değildir.

Mesele, insan hayatını koruyacak kadar güçlü bir adalet anlayışının ortaya konulmasıdır.

Ben bir yazar olarak, kasten ve vahşice işlenen kadın ve çocuk cinayetleri gibi en ağır suçlarda en ağır ve en caydırıcı yaptırımların uygulanması gerektiğine inanıyorum.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının infaz rejiminin sertleştirilmesi ve benzeri ağır yaptırımların toplumun önünde; hukuk, vicdan, inanç ve insan hayatının korunması açısından yeniden ciddi biçimde tartışılması gerektiğini düşünüyorum.

Eğer bir insan, masum bir canı bilerek ve isteyerek ortadan kaldırdığında karşılaşacağı hükmün son derece ağır ve kaçınılmaz olduğunu bilirse, bunun suç işlemeye niyetlenen kişi üzerinde caydırıcı bir etkisi olacağı açıktır.

Ancak bunun adı hiçbir zaman kişisel intikam olmamalıdır.

En ağır yaptırımlar, ancak devletin hukuk düzeni içerisinde, bağımsız ve adil yargılama sonucunda uygulanabilecek bir hüküm olabilir.

Çünkü hukuk ortadan kalkarsa adalet değil, intikam düzeni doğar.

Bu mesele hepimizin meselesidir

Kadın cinayetlerini yalnızca devletin veya yargının meselesi olarak görmek de doğru değildir.

Toplum olarak bizim de sorumluluğumuz var.

Bir kadının şiddet gördüğünü biliyorsak sessiz kalamayız.

Bir insanın ölümle tehdit edildiğine şahit oluyorsak “Beni ilgilendirmez” diyemeyiz.

Bir evden sürekli yardım çığlığı yükseliyorsa başımızı çeviremeyiz.

Bazen zamanında yapılan bir ihbar, ciddiye alınan bir tehdit veya cesaretle söylenen bir söz bir insanın hayatını kurtarabilir.

Aileden okula, medyadan sivil topluma, kolluktan yargıya kadar herkesin üzerine düşen görev vardır.

Çocuklarımıza şiddetin güç olmadığını, sevginin sahip olmak anlamına gelmediğini ve hiçbir insanın başka bir insanın hayatı üzerinde hak sahibi olmadığını öğretmek zorundayız.

Çünkü kanunlar ne kadar güçlü olursa olsun, toplumun ahlaki zemini zayıfladığında suçla mücadele de zorlaşır.

Artık “keşke” demek istemiyoruz

Her cinayetin ardından aynı cümleleri kurmaktan yorulduk:

“Keşke daha önce müdahale edilseydi.”

“Keşke o tehdit ciddiye alınsaydı.”

“Keşke koruma kararı daha etkin uygulansaydı.”

“Keşke birileri sesini daha önce duysaydı.”

Fakat hayatını kaybeden bir insan için artık hiçbir “keşke”nin anlamı yok.

Bu yüzden adaletin cinayetten sonra değil, cinayete giden ilk adımda harekete geçmesini istiyoruz.

Bir kadının yardım çağrısı duyulduğunda…

Bir tehdit ciddiye alındığında…

Bir takipçinin önüne hukukla geçildiğinde…

Bir şiddet vakası küçümsenmediğinde…

İşte o zaman gerçek anlamda bir hayat kurtarılmış olur.

Son söz

Ben bir yazar olarak şuna inanıyorum:

Bir devletin büyüklüğü yalnızca sahip olduğu güçle değil, o gücü masum insanların hayatını korumak için ne kadar kararlı kullandığıyla ölçülür.

Adalet, suçludan intikam almak değildir.

Adalet, masumun hakkını korumaktır.

Cezanın amacı yalnızca geçmişte işlenmiş bir suçun karşılığını vermek değil, gelecekte işlenebilecek suçların da önüne gelebilmektir.

Bu nedenle kadın ve çocuk cinayetleri başta olmak üzere kasten işlenen ağır cinayetlerde mevcut yaptırımların caydırıcılığını yeniden değerlendirmek, toplumun adalet duygusunu güçlendirmek ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının infaz rejiminin sertleştirilmesi meselesini hukuk devleti ilkeleri içerisinde ciddi biçimde ele almak zorundayız.

Çünkü artık hiçbir anne evladını kaybetmekten, hiçbir kadın “sıra bana mı gelecek” korkusuyla yaşamaktan, hiçbir çocuk bir yakınının katledilmesine tanıklık etmekten korkmamalıdır.

Kur’an’ın o güçlü ifadesini yeniden hatırlayalım:

“Kısasta sizin için hayat vardır.”

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, bu sözün anlamını yeniden kavramaktır.

Çünkü mesele yalnızca katile verilecek ceza değildir.

Mesele, bir sonraki kurbanın hayatta kalmasıdır.

Ve unutmayalım:

Bir kadının hayatı, bir toplumun vicdanıdır. O vicdan daha fazla kanamamalıdır.

Kalem; hakikatin sesi, vicdanın emanetidir.

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER