Yıl 2000… Marmara Depremi Hatırası Mevsim Yaz… Tekirdağ civarı…
“Asrın Depremi” üzerinden bir yıl geçti. Adapazarı’nda hayat zor şartlarda
devam ediyor. Zaman zaman mekân değiştirmek, deprem görüntülerinden
uzaklaşmak ve tebdil-i mekân etmek üzere arabama binip değişik yerleri
dolaşıyorum. Maksat, sadece ve sadece değişiklik olsun…
Bu amaçla, Adapazarı’ndan çıkıp İstanbul-Tekirdağ-Çanakkale- Bursa-
Adapazarı turu yapmak, nerede akşam olursa orada gecelemek amacım…
Tekirdağ’ı geçtim. Tabiat güzel, hava nefis ve yol pürüzsüzdü. Bir yere geldim ki
hafif bir rampada sollama yasağı başladı. Gelen araç da yok… Görüş mesafesi de
oldukça iyi… Ben de sollama yasağına uymayıp önümdeki aracı geçtim ama
trafik ekibiyle de burun buruna geldim. Polis memuru aracımı sağa çekmem için
işaret etti. Ben de gösterilen yere park ettim… Benden önce aynı suçu işleyen
birkaç araç sürücüsü daha vardı ve diğer bir memur onlara ceza makbuzları kesmekle
meşguldü…
Aracımdan inip:
— Ne oluyor, memur bey? Beni neden durdurdunuz? Ben ki, çağın
depremini yaşamış, hayatta kalabilmiş insanlardan biri olup bir nefes
alma niyetiyle buralara kadar gelmişim. Şimdi de siz, ‘sollama yasağını ihlal
ettiniz’ diyorsunuz. Ben depremden çıkmış bir insanım ve ne yaptığımı da
bilmiyorum!” dedim.
Polis memuru bana şöyle bir baktı. Gözüne nasıl göründüm bilmiyorum ama:
— Siz arabanızı şöyle alır mısınız? Dedi.
Ben de aracımı, işaret edilen yere, diğer araçların uzağında bir yere park edip
beklemeye başladım. Memur Bey, bekleyen araçlara ceza makbuzlarını verdikten
sonra onları gönderdi ve benim yanıma geldi. Gayet nazik bir ifadeyle:
— Beyefendi, siz ne iş yapıyorsunuz? Diye sondu.
Ben de havalı bir şekilde:
— Sakarya’da Üniversitede hocayım, hem de İktisat Profesörüyüm. Dedim.
Memur Bey, bana, herhalde zavallı biri, “sıyırmış” gözüyle bakıp:
— Kimliğinizi görebilir miyim? Diye sordu.
Ben de kimliğimi uzattım. Baktı ve ikna olmuş olmalı ki:
— Hocam, insanların şahsi problemlerini trafiğe taşıması ne kadar
normal? Diye sordu.
Ben de:
— Depremden çıkan insanların ne yapacağı belli olmaz. Onları anlayışla
karşılamalısınız, dedim.
Memur:
— Peki, peki… Hocam, buyurun evrakınızı alın ve lütfen biraz daha
dikkatli olunuz, dedi.
Ben de teşekkür ettim ve ayrılırken polis memuruna şöyle dedim:
— Buralardan geçecek 54 (Sakarya) plakalı her araca müsamaha ile
bakınız… Onlardan normali yoktur… Ne yaptıklarını bilmezler…
Hatalarını görmezlikten gelin… Eğer araç plakası 54 ise, siz en iyisi,
onları hiç durdurmayın… Görmezlikten gelin… Zavallıları bırakın
bildikleri gibi gitsinler… Onlar zaten fazladan (!) yaşıyorlar… Sizlere iyi
mesailer diliyorum.
Sağ olsun memur bey tebessüm etti ve bir süre arkamdan baktı…
Her halde “bir meczup”tan ya da “kafayı yemiş bir zavallı”dan kurtulduğuna
şükretmiştir.
Hey Büyük Allah’ım, Hey…
Kullarına verdiğin zahmetler bende hep rahmete dönüşüyor…

YORUMLAR