Eskiden bir söz yeterdi.
“Yarın getiririm.”
“Tamam.”
Bitti.
Kağıt yoktu.
Kayıt yoktu.
Kanıt yoktu.
Kaygı yoktu.
Korku yoktu.
Bazen sadece göz göze gelmek yeterdi.
Çünkü insanlar birbirine inanırdı.
Şimdi ise en basit iş için bile
kanıt istiyoruz.
Yetmiyor;
Mesaj atıyoruz.
Hatta ekran görüntüsü alıyoruz.
Belge saklıyoruz.
İmza istiyoruz.
Çünkü artık yalnızca sözlere güvenmekte zorlanıyoruz.
Ve insanın içinde şu soru büyüyor:
“Biz ne zaman birbirimize güvenmeyi bıraktık?”
—
Güven aslında çok sessiz bir şeydir.
Bir kapıyı kilitlemeden uyuyabilmek…
Bir arkadaşına sırrını anlatabilmek…
Çocuğunu birine emanet edebilmek…
Bir insanın söylediğine
“Acaba doğru mu?” demeden inanabilmektir;
Güven kısaca.
Güven varsa
hayat kolaylaşır.
Güven yoksa
en basit şey bile yorucu olur.
—
Bir insanın söylediği sözü
sürekli kontrol etmek zorunda kalıyorsanız,
orada artık güven değil;
“şüphe vardır.”
Şüphe ise insanın zihnini yorar.
“Beni kandırıyor mu?”
“Gerçekten gelecek mi?”
“Bana doğruyu mu söylüyor?”
“Arkamdan başka konuşuyor mu?”
“Bunu gerçekten benim için mi yaptı?”
Bir insanın yanında sürekli bunları düşünmek;
Aynı evde yaşarken başka bir dünyada yaşamaktır.
—
Güven bir anda kaybolmaz.
Çoğu zaman
küçük şeylerle aşınır.
Verilen söz tutulmaz.
Bir yalan söylenir.
Bir sır paylaşılır.
Bir emanet korunmaz.
Bir iyilik karşılıksız bırakılır.
Bir insan zor zamanında yalnız bırakılır.
Tekrar eder.
İkinci kez olur.
Üçüncü kez…
Dördüncü…
Beşinci…
Uzar gider.
Ve bir gün gelir;
İnsan artık hiçbir şey sormaz.
Çünkü cevabı değil,
Hayal kırıklığını beklemeye başlamıştır.
—
En acısı da şudur:
Güven kırıldığında
sadece bugünü kaybetmezsiniz.
Geçmişi de sorgulamaya başlarsınız.
“Acaba o zaman da mı yalan söylüyordu?”
“Bana gerçekten değer vermiş miydi?”
“Yoksa ben mi inanmak istemiştim?”
İşte güvenin kırılması
insanın hafızasına bile dokunur.
Dün yaşadıklarınızı
bugünün şüphesiyle yeniden değerlendirirsiniz.
—
Bir çocuğun güvenini düşünün.
Çocuk için baba güçlüdür.
Anne güvenlidir.
Öğretmen doğrudur.
Arkadaş samimidir.
Dünya güzeldir.
Sonra çocuk büyür.
Birilerinden yalan öğrenir.
Birileri verdiği sözü tutmaz.
Birileri onu yarı yolda bırakır.
Ve çocuk yavaş yavaş
şunu öğrenir:
“Her söylenene inanılmaz.”
Belki de insanın
çocukluktan yetişkinliğe geçişindeki
en büyük kayıplardan biri budur.
“Saf güvenin kaybolması.”
—
Bugün insanlara
“İyi niyetli ol.” diyoruz.
Ama aynı zamanda:
“Dikkat et!”
“Kimseye güvenme!”
“Kimseye sırrını anlatma!”
“Paranı kaptırma.”
“İnsanlara fazla yaklaşma!”
diyoruz.
Çünkü dünya bize
güvenmekle şüphe etmek arasında
garip bir denge öğretti.
Fakat sürekli şüphe ederek yaşamak da
insanı korumuyor.
Sadece yalnızlaştırıyor.
—
Güvenmek;
saflık değildir.
Ama herkese güvenmek de
akıllılık değildir.
Asıl mesele;
“Kime güveneceğini bilmek.”
Bir insanın sözünden çok
davranışına bakmak.
Zor zamanda yanında olup olmadığına bakmak.
Menfaati yokken
nasıl davrandığına bakmak.
Senden hiçbir şey kazanmayacakken
sana nasıl davrandığına bakmak.
Çünkü insanın gerçek karakteri
çoğu zaman;
“işine yaramadığın zaman ortaya çıkar.”
—
Bir dostun değeri
iyi gününde yanında olmasıyla ölçülmez.
Asıl mesele
kötü gününde ne yaptığıdır.
Herkes sofraya oturabilir.
Ama herkes
sofra boşaldığında yanında kalmaz.
Herkes gülerken
seninle gülebilir.
Ama herkes
sen ağlarken sessizce yanında oturamaz.
Güven dediğimiz şey
tam da burada başlar.
—
İş hayatında da
güven olmadan başarı olmaz.
Çalışan yöneticisine güvenmezse
üretkenliği düşer.
Yönetici çalışanına güvenmezse
her şeyi kontrol etmek ister.
Ortaklar birbirine güvenmezse
şirket büyüyemez.
Müşteri işletmeye güvenmezse
alışveriş yapmaz.
Bir toplum
kurumlarına güvenmezse
insanların geleceğe bakışı zayıflar.
Yani güven;
sadece iki insan arasındaki mesele değildir.
“Bir ülkenin görünmeyen sermayesidir.”
—
Güvenin para gibi
bankada hesabı yoktur.
Ama değerini herkes bilir.
Bir şirketin milyonlarca liralık binası olabilir.
Ama müşterisi ona güvenmiyorsa
o bina hiçbir şey ifade etmez.
Bir insanın çok parası olabilir.
Ama yanında kimse
rahatça konuşamıyorsa
zenginliğinin ne anlamı vardır?
Çünkü bazı şeyler
satın alınamaz.
Güven de onlardan biridir.
—
Bir insanın güvenini kazanmak
yıllar sürebilir.
Ama kaybetmek
birkaç saniye.
Bir yalan…
Bir ihanet…
Bir sözün tutulmaması…
Ve yıllarca kurduğunuz bağ
bir anda sarsılabilir.
Bu yüzden
insanlara verdiğimiz sözlere
daha fazla dikkat etmeliyiz.
Çünkü söylediğimiz cümle
bizim için küçük olabilir.
Ama karşı taraf
o cümleye hayatını bağlamış olabilir.
—
“Merak etme, ben hallederim.”
Bazen bir insanın
duymak istediği tek şey budur.
“Yanındayım.”
“Bırakmam.”
“Gerekirse gelirim.”
“Seninleyim.”
Bunlar çok büyük cümleler değildir.
Ama insanın zor günlerinde
dünyayı biraz daha katlanılır yaparlar.
Çünkü insan;
“Her zaman çözüm aramaz.
Bazen sadece yalnız olmadığını bilmek ister.”
—
Belki de güveni yeniden
küçük yerlerden başlatmalıyız.
Verdiğimiz sözü tutarak…
Geç kalacaksak haber vererek…
Birinin sırrını saklayarak…
Emanete sahip çıkarak…
Yanlış yaptığımızda özür dileyerek…
“Bilmiyorum.” diyebilerek…
“Yanılmışım.” diyebilerek…
Çünkü güven;
mükemmel insan olmakla değil,
“Dürüst insan olmakla kurulur.”
—
Bir insana güvenmek
ona hayatınızın bütün kapılarını açmak değildir.
Sadece;
“Senin yanında
kendim olabilirim.”
diyebilmektir.
Rol yapmadan…
Korkmadan…
Şüphe etmeden…
Hesap yapmadan…
İşte gerçek yakınlık budur.
—
Belki de ihtiyacımız olan şey
daha çok insan değil.
Daha güvenilir insanlar.
Daha çok konuşmak değil.
Daha doğru konuşmak.
Daha fazla söz vermek değil.
Verdiğimiz sözleri tutmak.
Daha çok arkadaş edinmek değil.
Birkaç gerçek dostu
koruyabilmek.
—
Çünkü hayatın sonunda
insanların bize ne kadar
inandığını hatırlarız.
Kime sırtımızı
rahatça dönebildiğimizi…
Kimin yanında
susabildiğimizi…
Kimin telefonunu
gece yarısı arayabildiğimizi…
Kimin “Geliyorum.” demesinin
gerçekten geleceği anlamına geldiğini…
Ve belki de hayatın
en büyük zenginliği şudur:
“Arkanızı döndüğünüzde
arkadaşınızın hâlâ orada olduğunu bilmek.”
Güven;
Bir insanın elini tutmak değil sadece.
O elin;
“Sizi yarı yolda bırakmayacağına
inanmaktır.”
Ve belki de bugün
dünyanın en çok ihtiyacı olan şey;
Daha fazla para,
Daha fazla güç,
Daha fazla teknoloji değil…
“Birbirimize yeniden güvenebileceğimiz
bir hayat kurabilmektir.”
—
Güven, kontrolsüz olmamalıdır.
Yoksa kör bir teslimiyet olur.
Bugüne dek ne kadar yara aldıysak,
Hep o hesapsız inanışın izidir.
Sorgulamadan atılan her adım,
Gözü kapalı açılan her kapı,
En güvendiğin yerden vurur insanı.
Zira sızan su bile,
En zayıf çatlaktan yürür içeri.
—
Güvenin en çok suistimal edildiği yer;
Siber Güvenlik.
Dünyanın daha hızlı,
Daha teknolojik,
Daha modern olması güzel.
Ama bütün bunların arasında
birbirimize güvenemiyorsak
bir şeyleri eksik yapıyoruz demektir.
Çünkü teknoloji
insanları birbirine bağlayabilir.
Ama güven yoksa
o bağlantı sadece kablodur.
Telefonlar bizi konuşturabilir.
Ama güven yoksa
konuşmanın anlamı azalır.
Sosyal medya bizi görünür yapabilir.
Ama güven yoksa
görünmek yakın olmak değildir.
—
Seminerlerde dile getirdim dilim döndüğünce;
Siber güvenlik şirketlerine…
Sistem yöneticilerine,
Siber istihbarat analistlerine,
Adli bilişim uzmanlarına…
Ağ uzmanlarına…
Hep aynı cümleyi fısıldadım:
“Güven, en büyük güvenlik açığıdır!”
Sadece siber güvenlikçilere değil bu uyarım.
Herkesin kulak vermesi lazım bence.
Anfideki gencecik yüzlere,
Sokaktaki insana,
Alışveriş yapanlara,
Kargo bekleyenlere,
Fatura ödeyenlere,
Banka arayanlara,
Mesaj okuyanlara,
Arama açanlara,
Şifre unutanlara,
Tıklayanlara sesleniyorum.
Saldırganlar en çok kime oynar?
Tekniği zayıf olana değil,
İnanmaya meyilli olana.
Kapıyı açık unutanlara değil,
Güven duyanlara…
Karmaşık kodlar yazmak…
Milyonlarca satırlık yazılımlar kurmak…
Marifet değil.
Çok zaman ister.
Maliyet ister.
Güç ister.
Üstelik çoğu zaman da işe yaramaz.
Hem saldırgan niye uğraşsın?!
İnsan psikolojisini manipüle eder geçer.
O “güven” duygusunu suistimal eder.
Kestirmeden hedefe ulaşır zaten.
—
İstenildiği kadar milyon dolar bütçeler ayrılsın.
Mühendisler günlerce uyumasın.
Duvarlar kat kat örülsün.
Açıklar sabahlara kadar taransın.
Log kayıtları satır satır incelensin.
Tek bir tık her şeyi yakar.
Saldırgan hep en kısa yolu seçer;
İnsanın en zayıf anını,
Güvenini.
En zayıf halka hep insandır.
Çünkü açık duvarlar örülür,
Sistemler kilitlenir,
Teknoloji yamalanır,
Donanım yenilenir,
Yazılım güncellenir.
Ama insan güven duyarsa;
Saldırgan da tam
o zayıf anı bekler.
O saf güven…
Hiçbir yama onu kapatamaz.

YORUMLAR