Günlerden perşembe…
Yer Perşembe Pazarı…
Her perşembe, pazar kurulur;
Bizim yan sokakta…
Açılır brandalar tek tek…
Demirler birbirine sertçe çatılır…
Sokak, bir anda pazar sesiyle uyanır…
Ve başlar o bilindik, o tatlı telaş…
/
Pazar, pazarlar kendini;
Tüm var gücüyle…
Satır satır yazar;
Kendi hikayesini her tezgah…
Özenle dizilir tezgaha;
Yarınlara kurulan umutlar…
Ve gölgesinde kalır her şey;
Arka planda o saklanan sırlar…
/
Gelir toprağın kalbinden;
Türlü türlü lezzetler…
Buram buram nane kokusu…
Çiy taneli taze yeşillik…
Kan kırmızısı domates…
Kadifemsi mor patlıcan…
Altın sarısı patates…
Amber sarısı üzüm…
Bal sızdıran sarı kavun…
/
Balıkçı tezgahında;
Denizin serinliği vardır…
Pullar parlar.
Buzlar erir.
Balıklar sessizce uzanır.
Tezgahın üzerinde;
Denizden kopup gelmiş bir sabah vardır.
/
Beyaz peynir…
Tulum…
Kaşar…
Zeytin…
Kokular birbirine karışır.
Bir köşede;
Anadolu’nun kahvaltısı kurulmuştur.
/
Siyah zeytin…
Yeşil zeytin…
Küçük görünürler;
Ama uzun bir yolculukları vardır.
Ağaçtan sofraya;
Güneşten kavanoza…
Her tanesinde;
Akdeniz’in sabrı saklıdır.
/
Baharatçıya yaklaşınca;
Hava değişir…
Kimyon…
Kırmızı biber…
Nane…
Karabiber…
Her biri başka bir yemek;
Her biri başka bir hatıra kokar.
/
Kuruyemiş tezgahında;
Çıtırtılı bir dünya vardır…
Fındık…
Ceviz…
Badem…
Leblebi…
Avuç avuç alınır;
Akşam sohbetlerine taşınır.
/
Turşular dizilir kavanozlarda;
Renk renk…
Salatalık…
Lahana…
Biber…
Pancar…
Ekşiliğin içinde;
Bir evin kış hazırlığı vardır.
/
Uzun bir yolculuğu vardır;
Pazardaki her ürünün…
Toprağın altında başlayan…
Güneşin altında büyüyen…
Ellerde toplanan…
Kasaya konan…
Tezgaha taşınan…
Evin mutfağına giren…
/
Büyük bir emek vardır;
Her rengin arkasında…
Yeşilin arkasında çiftçi…
Kırmızının arkasında güneş…
Sarının arkasında mevsim…
Morun arkasında toprak…
/
Pazarın kokusu vardır;
Birbirinden farklı…
Nane vardır içinde…
Toprak vardır…
Taze ekmek kokusu…
Meyvenin tatlı kokusu…
Balığın deniz kokusu…
Baharatın keskinliği…
Çürüğün kokusu…
/
Yumurtalar yan yana;
Sessizce bekler…
Her biri;
Bir kahvaltının başlangıcıdır.
Kimi köyden gelir.
Kimi çiftlikten.
Ama hepsi;
Mutfağın küçük umududur.
/
Pazarın bir köşesinde;
Sebzelerden farklı bir dünya vardır…
Güller…
Karanfiller…
Menekşeler…
İnsan bazen;
İhtiyacı olmadığı halde çiçek alır.
Çünkü bazı güzelliklerin;
İhtiyacı sorulmaz.
/
Sabahın ilk müşterisi;
Başka türlü karşılanır…
Esnaf onu görünce;
Yüzüne ayrı bir gülümseme gelir.
Çünkü ilk satış;
Günün bereketidir.
/
“Son ne olur?”
“Şu kadar vereyim.”
“Olmaz.”
“Biraz daha düş.”
Ve sonunda;
İki taraf da gülümser.
Pazarlık;
Pazarın eski geleneğidir.
/
Bir çocuk vardır;
Esnafın yanında…
Kasa taşır.
Poşet uzatır.
Müşteriye yardım eder.
Bugün çıraktır;
Yarın kendi tezgâhının sahibi olabilir.
Meslekler;
Böyle öğrenilir.
/
Pazarda en çok;
Eller konuşur…
Toprağa değmiş eller…
Kasa taşıyan eller…
Para sayan eller…
Poşet taşıyan eller…
Her elin;
Başka bir hikayesi vardır.
/
Bazı gülümsemeler;
Satıştan daha değerlidir…
“Hoş geldin.”
“Afiyet olsun.”
“Güle güle kullan.”
Pazarın ticareti;
İnsan sıcaklığıyla güzelleşir.
/
Doğal olur her şey burda…
Katıksız ve saf…
Hayat gibi dipdiri…
Nefes kadar taptaze…
Sadece olduğu gibi.
Ne eksik, ne de fazla.
Ve sadece kendi olan.
/
Başka bir dünya var;
Tezgahın arkasında…
Yedek kasalar…
Bozulanlar…
Ayrıştıracaklar…
Temizlenecekler…
Poşetler…
Tartılar…
Küçük tabureler…
Su bidonları…
Atıştırmalıklar…
Ve ekmek parçası…
/
Bir meslek sırrı vardır;
Her bir pazarcının…
En iyisini nasıl seçtiği…
Ürünü nasıl sakladığı…
Hangi saatte hangisini öne aldığı…
Müşteriyi nasıl tanıdığı…
Nasıl sunum yaptığını..
/
Bir hesap listesi var;
Her esnafın kafasında…
Kasa…
Mazot…
Nakliye…
Kira…
Maliyet…
Ve evin ihtiyaçları…
/
Pazarcılar, bas bas bağırır…
Her ağızdan bir davet…
Her tezgahtan bir nida.
Gürültü değil bu;
Ekmeğin…
Emeğin…
Emelin…
Gür sesi.
Kazan bu sesle kaynar…
Bu sesle ocak tüter…
/
Nice sesler var pazarda;
Hepsi bir arada…
Derin insan uğultusu.
Gümüşi para şıkırtısı.
Titreyen naylon hışırtısı.
Plastik kasa tıkırtısı.
Hiç susmayan bir senfoni….
Ortada ne bir şef var ne de nota;
Hayatın tam ortasında…
Çalınan dev bir orkestra…
/
Tekerlekli arabalar dolaşır;
Dar aralıklardan…
Bir sağa döner…
Bir sola yanaşır…
Kimi boş gelir;
Dolu döner.
/
Bir yaşlı teyze gelir;
Elinde küçük bir çanta…
Domatesi tek tek seçer.
Biberi koklar.
Maydanozu avucunda tartar.
Çünkü yılların bilgisi vardır;
Hangi sebzenin iyi olduğunu bilir.
/
Çocuklar başka bakar pazara;
Onların gözünde her şey büyüktür…
Karpuz kocamandır.
Çilek kırmızı bir masal…
Mısır sarı bir oyuncaktır.
Pazar;
Bir çocuk için alışverişten çok,
Renkli bir keşiftir.
/
Bir bütçesi var;
Herkesin ve her kesenin…
Kimi kilo kilo alır.
Kimi sadece ihtiyacı kadar.
Kimi fiyat sorup geçer.
Kimi geri dönüp tekrar bakar.
Pazar, hayatın kendisi gibi;
Herkese aynı yüzünü göstermez.
Ama herkese bir seçim hakkı verir.
/
Düdük çalınır;
Toplanma vakti gelir….
Brandalar sökülür.
İpler çözülür.
Demirler indirilir.
Kasalar üst üste konur.
Sabah kurulan dünya;
Yavaş yavaş yıkılır.
/
Akşam yaklaşınca;
Sokak yeniden değişir…
Yere düşenler toplanır.
Çöpler ayrılır.
Kartonlar kaldırılır.
Günün kalıntıları;
Sessizce temizlenir.
Pazar gider;
Sokak yeniden kendine gelir.
/
Pazar, sadece bir pazar yeri değil;
Göz nurunun, emeğin sergisi….
Bir şehrin nefesi….
Bir esnafın ekmeği…
Bir annenin mutfağı…
Bir çiftçinin toprağı…
Bir babanın omzundaki yükü…
Bir çocuğun rengarenk dünyası…
Bir gencin umududur pazar…
Ve toprağın sofraya…
Esnafın eve…
İnsanın insana…
Kavuştuğu gündür pazar…

YORUMLAR