Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmed Mikdat GÜNEŞ

İtibarın Fiyatı

İnsan, hayatta birçok şey kazanabilir.

Para kazanır…

Makam kazanır…

Şöhret kazanır…

Fakat öyle bir sermaye vardır ki insan onu ömrü boyunca biriktirir, bazen bir dakikada tüketir.

Adı, itibardır.

 

İtibar; banka hesabında duran bir rakam değildir. Tapuya yazılan bir mülk de değildir. İtibar, siz odadan çıktıktan sonra hakkınızda kurulan ilk cümledir:

“Onun sözüne güvenilir.”

İşte insanın gerçek serveti budur.

Bugün size, “Git, babandan beş yüz bin lira iste.” deseler kaçımız bunu rahatlıkla yapabiliriz?

Bırakın parayı vermeyi, çoğu baba önce neden istediğimizi sorar. Nasıl geri ödeyeceğimizi düşünür, belki günlerce hesabını yapar. Çünkü o para yılların emeğidir, alın teridir.

Fakat aynı insan, cebindeki küçük bir çeki ya da attığı tek bir imzayı uzattığında, daha önce hiç tanımadığı bir tüccardan yüz binlerce liralık mal alabilir.

O mal satılır, sermayeye dönüşür. İş büyür, aile geçinir, yeni yatırımların yolu açılır.

Aslında bütün bu alışverişin temelinde dolaşan şey para değil, güvendir.

İnsanlık tarihine baktığımızda da benzer bir hakikat karşımıza çıkar. Medeniyetleri uzun süre ayakta tutan yalnızca güçlü ordular ya da büyük ekonomiler değildir. Bunlardan önce insanlar arasında güvenin var olması gerekir. Güven kaybolduğunda hukuk zayıflar, ticaret daralır, insanlar birbirinden şüphe etmeye başlar. Ardından toplum, çoğu zaman farkına bile varmadan içten içe çürür.

Ne yazık ki bugün ticareti yalnızca kâr hesabına indirgeyen bir anlayışın giderek yaygınlaştığını görüyoruz.

Bir malı gerçek değerinin çok üzerinde satabilmek başarı sayılabiliyor. Kalitesiz bir ürünü gösterişli ambalajlarla pazarlamak, pazarlama zekâsı diye sunulabiliyor. Sahte indirimler, yanıltıcı reklamlar, kusuru gizlenen ürünler ve daha fazla kazanmak uğruna insanların güvenini istismar eden yöntemler gittikçe sıradanlaşıyor.

Oysa ticaret yalnızca hukukla yürüyen bir alan değildir.

Vicdanın olmadığı yerde kanun tek başına yetmez.

Kanun suçluyu cezalandırabilir; fakat karakteri inşa edemez.

 

Bizim medeniyetimiz bunun için “esnaf” kelimesine sadece ekonomik bir anlam yüklememiştir. Ahilik geleneğinde insanın yalnızca mal satması değil, önce edep ve ahlak sahibi olması beklenirdi.

Çünkü dükkânı ayakta tutan sadece raflar değildi; ahlaktı.

 

Kur’an-ı Kerim’in ölçü ve tartıda hile yapanları sert bir şekilde uyarmasının hikmeti de burada aranmalıdır. Mesele sadece teraziden birkaç gram eksiltmek değildir. İnsan başkasının hakkından eksiltirken aslında kendi vicdanından da bir şeyler eksiltmektedir.

Resûl-i Ekrem’in, “Bizi aldatan bizden değildir.” ikazı ise ticaret ahlakının özünü tek cümlede anlatır.

Çünkü aldatmanın olduğu yerde kazanç olabilir; fakat bereket olmaz.

Hayatın içinde farklı mesleklerden, farklı şehirlerden ve farklı ölçekte ticaret yapan pek çok insan tanıma fırsatım oldu.

Milyonlar kazanıp sonunda bir telefon açacak dost bırakmayanları da gördüm. Küçücük bir dükkânda ömrünü geçirip vefatından yıllar sonra bile adı güvenle anılan insanları da…

Bana göre aralarındaki asıl fark sermaye değildi.

Karakterdi.

Para büyür, şirket büyür, fabrika büyür… Fakat insanın karakteri bütün bunlarla birlikte büyümüyor, ahlakı olgunlaşmıyorsa geriye bir süre sonra yalnızca rakamlar kalır.

Bugün gençlerimize şirket kurmayı öğretiyoruz.

Daha çok satış yapmayı…

Daha fazla reklam vermeyi…

Daha yüksek ciro hedeflemeyi…

Elbette bunların hepsi kıymetlidir.

Ama acaba onlara şu soruyu da yeterince soruyor muyuz?

“Bir gün insanlar senin adını duyduğunda, ilk akıllarına gelecek şey ne olacak?”

Bence asıl ticaret eğitimi biraz da bu soruyla başlar.

Çünkü müşteri yalnızca bir ürün satın almaz. Karşısındaki insanın sözüne, dürüstlüğüne ve ahlakına da güvenmek ister.

Bir müşteriyi belki bir kez aldatabilirsiniz.

Kusurlu bir malı fark ettirmeden satabilirsiniz.

Kısa vadede daha fazla para da kazanabilirsiniz.

Fakat ticaretin bir de görünmeyen muhasebesi vardır.

Onu vergi daireleri tutmaz, bankalar hesaplamaz, mahkemeler de her zaman göremez.

İnsan, günün sonunda kendi vicdanıyla baş başa kaldığında hesabını orada verir.

Başkalarını ikna etmek bazen mümkündür; insanın kendi vicdanını susturması ise o kadar kolay değildir.

 

Bugün geriye dönüp baktığımda başarılı insanların ortak özelliğinin yalnızca çok para kazanmaları olmadığını görüyorum. Asıl fark, güvenilir olmalarıdır.

Çünkü güven reklamla kazanılmaz.

Parayla satın alınmaz.

Miras yoluyla da insana geçmez.

Her gün yeniden hak edilir.

 

Bir tüccarın kasası boşalabilir. Büyük bir yatırımını kaybedebilir. Yeri gelir her şeye yeniden başlayabilir.

Fakat insanlar bir gün onun için, “Sözünde durmaz.” demeye başlamışsa kaybettiği şey artık yalnızca para değildir.

Çünkü insanın en büyük sermayesi kasasında değil, isminde saklıdır.

Ve inanıyorum ki çocuklarımıza bırakacağımız en kıymetli miras; arsalar, dükkânlar, şirketler veya banka hesapları değildir.

Arkamızdan söylenecek tek bir cümledir:

“Onun imzasından önce sözü yeterdi.”

İşte gerçek zenginlik de, gerçek ticaret de, gerçek itibar da budur.

Kalem; hakikatin sesi, vicdanın emanetidir.

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER