Geçen gün Çekmeköy’deki merkez ofisimizden çıkarken yolda önümü telaşlı bir vatandaş kesti.
Elindeki telefona baka baka, besbelli bir yere yetişmeye çalışıyordu;
–“Beyefendi, Prof. Dr. Feriha Öz Devlet Hastanesi nerede, biliyor musunuz?” dedi.
Göğsümü hafifçe kabartıp şehadet parmağımla ileriyi işaret ederken gözlerimi hafifçe kıstım; adeta bölgenin gizli haritasını çizmiş bir Piri Reis edasıyla…
-“Bilmez miyim? Tam da adamına (Piri Reis’e) sordunuz!” deyince çok sevindi.
Basit bir yön tarifi deyip geçmeyelim;
Çünkü adres tarifi, anlık bir kriz yönetimidir.
Karşınızda yönünü kaybetmiş, telaşlı bir insan var sonuçta…
Kolay değil tabii…
İlk iş, o insanı hemen oracıkta sakinleştirmek gerekir.
Bu da ciddi bir sahne duruşu ister;
O otoriter havayı saniyeler içinde kurmalısınız.
Adeta karakteriyle uyumlu bir oyuncu gibi olmalısınız.
Jestler ve mimikler havada uçuşmalı,
Bir açık deniz amirali gibi endam etmeli,
Parmağınızla rotayı net bir şekilde çakmalısınız.
Aksi halde, kim ikna olabilir ki sizin bu adres tarifinize?
Fakat rolünüzün hakkını tam teslim ettiğinizde; sahne, içten bir dua ve samimi bir teşekkürle kapanır.
Bu yüzden ilk gülümsemeyi alıp rolümün hakkını verdikten sonra;
“Be birader, önce derin bir nefes al ve sakinleş… Burası Çekmeköy, aradığın yerse Sancaktepe’de. Şimdi çizeceğim rotadan şaşma!”
Diyerek canlı bir navigasyon gibi başladım sokak sokak, cadde cadde anlatmaya…
Tam sözümü bitirirken o esnada yanımızdan geçen başka bir vatandaş duruma müdahale etti:
– “Yahu yanlış biliyorsun, orası Sancaktepe Şehir Hastanesi!”
Biz daha ne olduğunu anlayamadan, arkadan gelen bir üçüncü vatandaş, ikinciye itiraz etti.
-“Hayır, hayır! Sizin dediğiniz yer Pandemi Hastanesi, sakın ola karıştırmayın!”
Çok geçmeden başka bir ses daha katıldı aramıza:
-“Olur mu hiç! Orası Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ek Hizmet Binası!”şeklinde bir solukta söyleyiverdi.
Yine başka biri:
-“Benim bildiğim kadarıyla orası Sahra Hastanesi!” dedi.
Bize hastane adresini sorup tek bir bina için beş farklı isim işiten adamın o an tansiyonu mu düştü yoksa şekeri mi fırladı bilemem; ama kesin olan bir şey var ki, adresi sormadan önceki hali çok daha sağlıklıydı.
Saatine bakıp randevunun çoktan geçtiğini gören adam, iki elini kaldırıp pes etmiş bir vaziyetle:
“Tamam tamam, hastaneyi aramaktan vazgeçtim; sadece adını söyle yeter!” dedi.
Aslında Düşünmedim Değil!
Bir an, bu durumu bir şaka sandım.
Gözlerim gizli bir kamera ekibi, “Şakalandınız!” diyecek bir fenomen aradı.
“Herhalde bir sosyal deneyin ortasındayım” dedim içimden.
Ne yazık ki yanılmışım…
Bu ne bir şaka ne de bir sosyal deneymiş meğer.
Bu isimlerin hepsi, tek bir hastane yerleşkesi için hala bir arada kullanılmaktaymış!.
Yönümüzü Kaybettik!
Düşünsenize, bölgede sağlık hizmeti sunulan koskoca bir hastaneden bahsediyoruz; ama sokaktaki vatandaşa sorarsan adeta gizemli bir bulmaca gibi…
Şimdi gelin bu kafa karışıklığının aslına bakalım :
Söz konusu hastanemiz (evet, ‘hastanemiz’ diyorum çünkü henüz isminin ne olduğunu net olarak ben de bilmiyorum), inşaat sürecinde ve ilk açıldığı dönemde geçici olarak “Sahra Hastanesi” ismiyle anılmaya başladı.
COVID-19 salgını döneminde inşa edildiği için halk arasında sıklıkla “Pandemi Hastanesi adıyla kullanıldı.
Sağlık Bakanlığı kayıtlarında adı “Sancaktepe Prof. Dr. Feriha Öz Acil Durum Hastanesi” geçti.
Sözde bu onun resmi ve tam adıydı.
Hakkında beş farklı etiket yapıştırılıp adeta bir adres bilmecesine dönüştürülen bu devasa yerleşke, aslında tıp tarihimizin en saygın, en üreten ve en mücadeleci bilim kadınlarından birinin adını taşımaktadır.
Bu devasa tesise adı verilen Prof. Dr. Feriha Öz, ömrünü tıbba, patoloji bilimine ve binlerce hekim yetiştirmeye adamış, Türkiye’nin yetiştirdiği en kıymetli bilim insanlarındandı.
Ne acıdır ki, 2020 yılında dünyayı kasıp kavuran o ilk pandemi paniğinde, cephenin en ön safında savaşırken virüse yenik düşerek aramızdan ayrıldı.
Hayatını başkalarını yaşatmaya adayan ve bu uğurda şehit düşen Feriha Hocamızı burada saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Onun aziz hatırası, böylesine bir karmaşanın gölgesinde kalmayacak kadar büyüktür.
Fakat gelin görün ki, bu değerli ismin yaşatılması gereken yerleşke, kısa ve yaygın şekliyle halk arasında “Sancaktepe Acil Durum Hastanesi” ismini aldı.
Uzun süre idari olarak İlhan Varank Hastanesine bağlı bir ek bina olarak hizmet verdiği için “Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ek Hizmet Binası” olarak da anıldı.
Yapılan yeni düzenlemelerle “Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi Feriha Öz Acil Durum Ek Hizmet Binası” olarak da tanımlandı.
MHRS’de kayıtlı en son haline baktığımızda ise “Prof. Dr Feriha Öz Acil durum Hastanesi Ek Hizmet Binası” olarak geçmektedir.
Evet, liste böyle dur durak bilmeden uzayıp gidiyor.
Özetlemek gerekirse; navigasyonda aratırken, MHRS’den randevu alırken ya da kapısındaki tabelaya bakarken göreceğiniz resmi ad Prof. Dr. Feriha Öz Acil Durum Hastanesi‘dir.
Kurum, idari olarak Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘ne bağlıdır.
Yani sokakta söylenen “Sahra”, “Pandemi” ya da idari bağı kopmuş olan “İlhan Varank” gibi isimlerin hiçbiri resmi olarak geçerli değildir.
İşte tek bir binaya onlarca farklı etiket yapıştıranların yüzünden, artık sokakta yönümüzü kaybettik.
Her şey bir yana, bu kadar derinlemesine araştıran biri olarak ben bile yazarken hangi ismi nerede kullanacağımı şaşırdım. Kulaklarımda Candan Erçetin’in o çaresiz sesi: “Hangisi günah, hangisi sevap / Karıştırdım, aman.” Şarkısı tekrar edip duruyor şu an…
Şarkı, kendi ritminde akıp gidedursun, biz de vatandaşın kafa karışıklığını tek seferde bitirecek o net çözümü masaya yatıralım.
Ekranda Başka, Sokakta Başka!
Bu muazzam kafa karışıklığının arkasında tek bir sorumlu yok,
Her köşeyi tutmuş bir koordinasyonsuzluk var:
Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlüğü, MHRS ekranlarındaki isimleri sürekli değiştirip duruyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ana arterlerdeki tabelaları eski isimlerle bırakmakta direniyor.
Sancaktepe Belediyesi, ara sokaklardaki tabelalarda kurumsal dili bırakıp yerel ağza teslim oluyor.
Sonuçta kurumlar birbiriyle konuşmuyor, senkronize olamıyor.
Peki, elinde telefonla acı içinde randevusuna yetişmeye çalışan o hasta; bürokrasinin bu iletişim kopukluğunu sağlığıyla, hatta hayatıyla ödemek zorunda mıdır?
İşte sistemin kendi yarattığı bu çok başlı kaosun faturası, dönüp dolaşıp yine çaresiz vatandaşa kesiliyor.
“Git, 15 Gün Sonra Gel” De Ne Demek?!
İşin asıl can yakan, vicdanları sızlatan kısmı ise tam burada başlıyor.
Bakanlığın getirdiği kural net:
“Randevusuna geç kalan vatandaş, 15 gün boyunca o branştan yeni bir randevu alamaz!” ibaresi var.
Yani geç kalan hastaya halk dilinde açıkça şu söyleniyor:
– ‘Bugün sıranı kaybettin, şimdi git ve 15 gün boyunca kendi çareni kendin ara!’
Yahu burası hastane hastane!
Daha insani başka bir ceza yöntemi bulamadınız mı?
“Git, 15 Gün sonra gel” de ne demek?!
Böyle doğrudan sağlığa erişimi engelleyen cezalar yerine maddi yaptırımlar veya daha esnek yöntemler yok mudur?
Bunu asla unutmayalım:
“İnsan sağlığı, her şeyin üzerindedir. Hiçbir yasal yaptırım, gerekli önlemler alınmadan insan sağlığı ve yaşam hakkı üzerinde tatbik edilemez!”
Bir hastanın, hele ki navigasyon hatası, trafik veya elinde olmayan bürokratik bir karmaşa yüzünden kapıdan çevrilmesi ve üzerine 15 gün ceza alması kulağa gerçekten vicdan yaralayıcı ve çok insanlık dışı geliyor.
Tabi ki o hasta, 15 gün sonra da hala hayatta kalabildiyse ne ala…
Hiçbir suçu yokken, sırf yaratılan bu isim kalabalığı yüzünden randevusuna geciken insanın mağduriyetini kim giderecek?
Ki karşımızdaki kişi zaten bir “hasta!”
Belki ayakta duracak dermanı yok,
Belki tansiyonu, şekeri fırlamış halde can çekişiyor.
Belki cebinde o günkü yol parasından başka hiçbir şeyi yok.
Hal böyleyken; bir de üstüne, ‘Adresi bulamadın‘ diyerek bu çaresiz vatandaşı adeta cezalandırır gibi on beş gün sonraya atmak hangi vicdana sığar?
Hangi sosyal devlet anlayışıyla açıklanabilir?
Tamam anlıyorum; bu yasak, keyfi randevularla sistemi tıkayan ve başkalarının hakkına giren vurdumduymaz kişileri disipline etmek için yazılmış olabilir; ama sağlık, cezalandırma yöntemiyle disipline edilebilecek bir alan değildir.
O insan o an tedavi edilmesi gerekiyorsa edilmeli, gereken müdahale derhal yapılmalıdır. Bürokrasi yaptırımıyla hastayı kapıdan çevirerek değil; önce onu sağlığına kavuşturup, ardından durumun asıl sebebini araştırarak uygulamalıdır.
Bir insanın en temel anayasal hakkı olan sağlığa erişim, sizin yarattığınız bir navigasyon hatası ya da bürokratik bir gecikme bahanesiyle asla ipotek altına alınamaz. Hastayı sistemin dışına iten bu insafsız yaptırımlar yerine; adil, sürdürülebilir ve esnek alternatif çözümler ivedilikle devreye sokulmalıdır.
Örneğin; randevusuna sadık kalmayan kişilere doğrudan cezalar yağdırmak yerine, caydırıcı maddi yaptırımlar uygulanabilir ya da bir sonraki randevu hakkı tamamen engellenmek yerine sistemde alt sıralara kaydırılabilir. Hatta dijital altyapının bu denli geliştiği bir çağda, yedek randevu (overbooking) gibi akıllı kapasite modelleriyle boş kalan kontenjanlar anlık olarak doldurulabilir. Böylece hem sistemin verimliliği korunur hem de tek bir hastanın bile kapıdan çevrilmesinin önüne geçilir.
Binlerce insanın sağlığına, hatta en temel hakkı olan yaşamına mal olabilecek bu tehlikeli akıl tutulmasından bir an önce geri dönülmelidir. Adaletle, vicdanla ve hekimlerin kutsal Hipokrat Yemini ile bağdaşmayan bu ceza yönetmeliği, yerini tamamen insan odaklı yeni bir düzenlemeye bırakmalıdır.
Ooo Dur Hele, Bu Daha Ne ki!…
Kural koymak elbette gereklidir; ancak bir kural, sistemin kendi hatasını örtmek için vatandaşı cezalandırma aracına dönüşüyorsa, orada adalet de vicdan da yara alıyor demektir.
Ha, bu arada; randevuya zamanında gelmek de kimi zaman çözüm olamıyor. Randevusuna zamanında gelenlerin hakkını yiyerek randevu sistemini arka planda, HBYS (Hastane Bilgi Yönetim Sistemi) yazılımları üzerinden manipüle ettiği iddia edilen bazı hastane yönetimlerine ve bu yöndeki ciddi duyumlara değinmiyorum bile…
Kuşkusuz bu durum da kamu yararı adına üstüne gidilmesi gereken, başlı başına ayrı bir araştırma konusu…
Yön Düzelse Bile Yol Düzelmez!
Sorun sadece isim karışıklığından ibaret değil elbette…
Tüm kurumlar birleşip bir şekilde bu isim karışıklığını giderse ve yönümüzü doğrultsa bile ortada hala bir yol problemi var.
Bölgeyi adım adım ve adım gibi bilen bir gazeteci olarak, sağlık alanındaki bu problemin başka bir boyutunu, hatta daha beterini daha önce Çekmeköy Devlet Hastanesi için de dile getirmiştim.
Çekmeköy’ün bitmek bilmeyen ulaşım ve yol sorunlarını ele aldığımız, “Çekmeköy’ün Çekilmeyen Yolları” başlıklı yazımızı okumak isteyenler için bağlantı aşağıdadır: https://www.medyagoozugazetesi.com/soze-soz/
Hatırlayın; Samandıra’dan veya Sultanbeyli’den kalkıp Çekmeköy Devlet Hastanesi’ne gelmeye çalışan vatandaşların feryadını köşeme taşımıştım. İnsanlar, şifa bulmak için tam 2-3 ulaşım aracı değiştirmek zorunda kaldığını, yollarda perişan olduğunu ve bunu dile getirmekle bu sorunun çok kısa sürede çözüleceğine umutlu olduğumuzu söylemiştim.
Medya Gözü Gazetesi olarak halkın talep ve şikayetleri üzerine konuyu gündeme getirip durumu öncelikli olarak Çekmeköy Belediyesi’ne ilettik. Ayrıca sadece bu sorunu iletmekle kalmadık, aynı zamanda Çekmeköy’ün geleceği için yaptığımız gözlemleri, tespit ettiğimiz sorunları, vatandaştan gelen istek, talep ve şikayetleri doğrudan iletmek amacıyla ekibimizle Çekmeköy Belediyesi’ni ziyaret etmek için randevu da talep ettik.
Halkın sorunlarını sahada gözlemleyen ve Basın İlan Kurumu tarafından onaylı olan gazetemizin yayın ekibinin elde ettiği bilgi, belge ve bulgular ışığında çözüm üretmek yerine; ‘Sizi arayacağız‘ diyerek halkın sorunlarını sürekli erteleyen bir yönetim anlayışından çözüm beklemenin mümkün olmadığını, siz değerli Çekmeköy halkına üzülerek belirtmek isteriz.
Öyleyse Halk, Seçimde Seçici Olmalı Bence!
Acaba karşımızda Çekmeköy’ün sorunlarını göz ardı eden, vatandaşın feryadını, istek ve taleplerini duymazdan gelen, ilçenin her karışını gözlemleyerek halkın sesi olan basını dinlemeyen bir yönetim zihniyeti mi var?
Pek sanmıyorum; ama öyle bir durum varsa eğer Çekmeköy halkı, kendi sorunlarına bu kadar sığ ve sağır kalan bu yönetimi yeniden sorgulamalı ve geleceği için yeni seçim döneminde daha seçici bir şekilde kararını vermelidir.
Doğru Bilgi, Doğru Merci, Anlık Etki!
Medya Gözü mühendislerimiz ve iletişim uzmanlarımız tarafından, medya sektörünün geleceğini şekillendirmek üzere geliştirilen “Multishare (Çoklu Paylaşım)” yazılımımızı halkın hizmetine sunduk.
Bundan sonra yazılarımızı, haberlerimizi ve tüm içeriklerimizi binlerce platforma anlık olarak ulaştırıyor; doğru bilgiyi, doğru mercilerle buluşturarak toplumsal etkileşimi güçlendiriyoruz. Vatandaşlarımızın haklarını gözeten bu editoryal duruş, gazetemizin köşe yazısı sütunlarından okurlarımıza ulaşırken, sosyal medya mecralarında da sorun çözülünceye kadar “sabitlenmiş içerik” olarak kalacaktır.
Ayrıca halkın sorunlarını dile getirmek ve usulsüzlüklerin üzerine gitmek amacıyla hazırlanan tüm yazı, görsel, rapor ve içerikler; başta CİMER olmak üzere denetleyici kurumlara ve diğer ilgili birimlerin resmi iletişim kanallarına doğrudan iletilecektir. Bu paylaşımlar, kurumlara sunulacak dosyalara resmi bir kararlılık bildirgesi olarak da eklenecektir.
Sorunlar çözülene, hak yerini bulana kadar buradayız! Türkiye’nin hiçbir köşesinde vatandaşlarımızın uğradığı haksızlıklara sessiz kalmayacak; bu dijital gücü adaletin tecellisi için sonuna kadar seferber edeceğiz.
Medya Gözü olarak mottomuz:
Gözümüz Her Yerde!

15 gün randevu cezası çok saçma. İstanbul trafiğinde bide böyle adres karmaşasında insanın başına her şey gelebilir
Kalıcı çözüm, geçici önlemler almak değil; Çin başta olmak üzere birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi çok katlı köprüler ve şehir içi ulaşım koridorları inşa etmektir. Böyle büyük projelerin tamamlanması beş yıl veya daha uzun sürebilir. Ancak bu, geleceğe yapılmış bir yatırımdır. Hayata geçirildiğinde, on yıllar boyunca yüz binlerce insana zaman kazandıracak, trafik yoğunluğunu azaltacak ve yaşam kalitesini önemli ölçüde artıracaktır.