Yıl 2027, sıcak bir temmuz akşamı. Yer; memleketimizin herhangi bir şehrinde sıradan ama fiyatı hiç de sıradan olmayan bir düğün salonu. Takı sırasında, ıslak mendille silip parlattığı ayakkabısına bakan amcamız sıranın kendisine gelmesini bekliyor. Hoparlörlerden “Sıktı mı canını? Sıktı mı?” şarkısı yükseliyor. “Ağzıma dolandı, yatana kadar dilimden düşmez” diye aklından geçirirken nihayet sıra kendisine geliyor.
Bu arada eski düğünler geçiyor aklının bir köşesinden: Gelinlerin kolunda şıngırdayan bilezikler… “Sende zarf var mı? Almayı unutmuşum” diye soranlar… Küçük altının kurdelesine “Niye adımızı yazmadın?” diye kocasını herkesin içinde azarlayan kadınlar… Şimdi ise ne kadar da garip! Düğüne giderken insan kendi üstü başından ziyade mobil uygulamadan kart limitine bakıyor. Eskiden takı kuyruğu vardı, şimdi ise ödeme kuyruğu. Limitini kontrol etmeyenler “Allah mahcup etmesin” derken, limitin ne durumda olduğunu merak edenler “Rabbim limitimize zeval vermesin” diye dua ediyor.
Gelin ve damat sahnede ama asıl heyecan POS cihazının başında. Görevli gibi duran bir akraba yaklaşır: “Abi ne kadar olacak? Temassız mı, şifreli mi?” Bir an kendini sorguluyorsun: Market sırasında mıyım? Kartı ağır çekimle uzatıyorsun. Herkes sana bakıyor; gelin umutla, damat ise biraz gergin… Damadın yüzünde “Bunun bu kadar limiti yoktur” bakışı. Yahu düğününe gelmişim, takı ödeme kuyruğunda kaç dakikadır bekliyorum, nedir bu surat ifadesi? Şöyle okkalı bir tokadı hak ediyor ya neyse…
Arkadan bir teyze fısıldıyor: “Çekmezse ayıp olur.” Cihaz bipler, ekranda “Banka aranıyor” yazısı belirir. O an kalp atış hızı iki katına çıkar. Ve o meşhur yazı: “Bakiye yetersiz.”
“Ah kafam ah! Gelirken on litre benzin aldım, onu unutmuşum. Dur, ne kadar almıştım?” Oysa o kadar ezberlemiştim takı ödeme tutarını. Bakiye yetersiz… Geçmiş olsun; o an düğün senin için bitti. Koca gece halayın başını da çeksen, “Seni Gidi Topalı” topallaya topallaya da oynasan artık o salonda değilsin. Görevli akraba, “Başka kart var mı amca?” diye lafa giriyor. Ya olsa vermez miyim? Aldığı benzin tutarını düşmek biraz zor olsa da “Bu kadar dene evladım” deyip kartı tekrar uzatıyor.
Gelinin yüzünde hafiften küçümseyici bir gülümseme; “Bak senin tarafın çulsuz” der gibi damadın yüzüne bir bakış. Damadın ifadesi ise “Ben biliyordum böyle olacağını” der gibi. Arkada bekleyenler sabırsız. Makineden tekrar bir bip sesi… Bekleyenlerden “Çekti mi? Çekti mi?” sesleri yükselir. “Aha, onay verdi!” İşlem başarılı. Omuzları dikleştirip yürüyüşü düzeltmeyi unutma; itibar kurtarıldı. Biraz kayıp olsa da neyse…
Çıkan slibi damada iğneyle tak. Görevli akrabanın “Amca fişini ister misin?” sorusuna, “Bu tutar benim için ne ki?” edasıyla “Gerek yok, atabilirsin” yanıtı verilir.
Yakın zamanda yaşanacak bu olaylar gözümde canlandı, ben de sizlerle paylaşmak istedim. Altın takamayanlar üzülmeyecek artık; altın fiyatı arşa yükselişte. Artık kartı çekmeyenler üzülüyor. Bu yeni nesil düğünlerde mutluluğun ölçü birimi ikiye ayrılır: Birincisi gelin-damat uyumu, diğeri ise POS cihazının çekim gücü. “Allah bir yastıkta kocatsın” sözünün yerini, “Allah limitini bol, ekstreni hafif eylesin” alacak gibi gözüküyor.
Dokunmadan borçlanmanın konforunu yaşıyoruz artık. Tık! Okudu. Temassız… İçi bozuk para hazneli, çıtçıtlı cüzdanlarımızın yerini; incecik, kart bölmesi bol cüzdanlar aldı. Maaşlar yatıyor; daha “merhaba” demeden otomatik ödeme talimatları ve artı hesaptan çekilen tutarlar “elveda” diyor.
Sokaklarda eskiden “bir liracı” dükkanlar, bir lira isteyen abiler ve ablalar vardı; şimdilerde yok. “Abi Allah rızası için” dediklerinde “param yok” lafını da yemeyecekler. Hop! Şalvarının katladığı kısmından çıkardığı POS makinesini uzatacaklar sana.
Kartların iyi yanları da yok değil; var tabii ama kullanmasını bilene. Yani bizim milletimizin yüzde doksanına göre değil. Cebinde paran yoksa mahcup olmuyorsun ama kullandıkça görünmez bir yük biniyor sırtına. Cebindeki parayı harcarken düşünüyor insan ama karttan çekerken sanki başkasının parasını harcıyormuş gibi hissediyor. Sonra o meşhur hesap kesim tarihi gelir çatar. Bankadan telefona bir bildirim mesajı: “Şu numaralı kartınızın hesap özeti ektedir.”
“Eyvah!” dersin içinden. “Güzel düşün, güzel olsun” diyerek mesajı açarsın. İşte o gün hemen hemen herkes aynı cümleyi kurar: “Ben bunu ne ara harcadım?”
Asıl mesele şu: Nakit azaldıkça harcama hissi de azalıyor. Para somut bir kavramdan soyut bir kavrama geçiyor. Onunla bir bağ kuramıyorsun; öyle olunca kopması da kolay oluyor. Yani insan harcadığını elinden bizzat vermeyince sınırları da unutuyor. İnsanlar ceplerindeki paraya değil, bankanın verdiği limite güveniyor artık. O limit yükseldikçe keyifleniyoruz, düştükçe hayatın tadı kaçıyor. Mutluluğumuz bile banka onayına bağlı hale gelmiş. Harcamayı kolaylaştıran kart, ödemeyi zorlaştırıyor.
Artık eski atasözlerini günümüze uyarlamanın vakti geldi sanırım. Ben birkaç tane düşündüm, paylaşmak isterim:
-
“Kart cebimizde, yük omuzumuzda.”
-
“Limit var diye kral olduk, ekstre gelince tahttan olduk.”
-
“Kredi kartı olanın derdi limiti kadardır.”
Kart cebinde diye kendini zengin sanma; o kart, cüzdanındaki en pahalı misafir olabilir. Anlayacağınız, modern çağın bu kibar tuzağına dikkat edelim arkadaşlar. Sizlere mutluluklar dilerim. Limitiniz müsait oldukça yanınızdayım. Kalın sağlıcakla…

Çok güzel ve doğru
Harika bir öngörü, bir tık erken de olsa tam da toplumun içinden bir tasvir olmuş. Kalemine yüreyine sağlık Sevgili Semih, sağol, varol.
Doğru söz