Her yıl aynı manzaralar yaşanıyor ülkemizde…
Aynı ihmaller her yıl…
Aynı kayıplar…
Bunların bedeli ise;
Binlerce hektar orman yok oluyor…
Canlar, kayboluyor…
Hayatlar altüst oluyor…
Yaz aylarıyla birlikte Türkiye’nin dört bir yanını etkileyen orman yangınları, hem doğayı hem de insanları etkisi altına alıyor.
Yangınlar sona erdiğinde, her şey olduğu gibi kalıyor yine…
Yine aynı sorular, aynı eksiklikler, aynı açıklamalar…
Üstelik her yıl, “Bu yıl daha hazırlıklıyız” deniyor, ancak sonuç değişmiyor.
Yangınlar hala aynı hızla, aynı boyutta yayılmaya devam ediyor.
Yangın, Geliyorum Diye Haber Veriyor Aslında!
Yangınlar, bir anda patlak veren felaketler gibi görünse de, aslında çoğu zaman önceden bazı belirtiler verir. “Perşembenin gelişi, çarşambadan bellidir” atasözündeki gibi, yangının da habercileri vardır elbette:
* Ağaçlardaki kuru yapraklar,
* Hava sıcaklıklarındaki ani değişiklikler,
* Rüzgarın şiddeti, nem oranındaki düşüş…
Ve daha birçok belirti…
Tüm bunlar, yangının kapıda olduğunu gösteren işaretlerdir.
Ama yangının büyüklüğünü gösteren en büyük belirti ise; orman köylerindeki altyapı eksiklikleri, yeterli eğitim almayan yerel halk ve yangın söndürme ekipmanlarındaki yetersizliklerdir bence…
Kelime Kelime Kaleme Alıyorum Konuyu…
Bu yazımı, hem yangının önceden tahmin edilebileceğine dikkat çekmek, hem de bu konuda bilgi üreten sistemlerin neden etkili çözümler sunamadığını sorgulamak için kelime kelime kaleme alıyorum.
Yangının gelmesi, her zaman “aniden” olmayacak kadar bellidir; önemli olan, bu belirtileri fark etmek ve önceden tedbir almak gerekir.
Yangın belirtilerini önceden fark etmek ve tedbir almak için de öncelikle bu konuda bilirkişilerin bilgilerine ihtiyaç vardır.
Peki, Bilirkişiler Ne Biliyor?
Bilirkişiler, ne yapıyor bir soralım:
– Bunca üniversite, aydın, araştırmacı ve uzman varken, neden bu konuda gerçek anlamda bilgi ve çözüm önerileri ortaya konmuyor?
– Yangınların gelişini anlatan akademik raporlar, bilimsel veriler ve öneriler varken, neden bu veriler günlük yaşamda gerçek önlemler almak için kullanılmıyor?
– Neden bu kadar uzman, yıllardır yangınları konuşuyor ama hiçbir şey değişmiyor?
– Yangınların gelişini önceden bildiğimiz halde, neden her yaz yine aynı hatalarla karşılaşıyoruz?
– Devletin bir sürü çözüm önerileri havada uçuşuyor, ama neden pratikte hiçbir şey değişmiyor?
Türkiye’nin orman yangınlarıyla mücadelesindeki en büyük sorun, sistemsel bir eksiklik olduğunu düşünüyorum.
Zira her yıl olduğu gibi, yangınlar büyümeden önce alınması gereken önlemler konuşuluyor, ancak müdahale aşamasında büyük aksaklıklar yaşanıyor. Yetersiz donanım, koordinasyonsuzluk, eksik eğitim, bu sıkıntıların sadece birkaç örneği.
Sosyal Medya Çığırtkanların Çağrıları İşe Yaramıyor!
Bir diğer acı gerçek ise, yangınları durdurmak yerine, sosyal medyada daha çok konuşmak. İnsanlar orman yangınları sırasında, sosyal medyada yangınların büyüdüğüne dair paylaşımlar yaparak, “yardım çağrısı” yapıyor. Ancak yangınla mücadele için en büyük sorumluluk çağrı yapıldıktan sonra “sahada” olunmalı. Bir yangının büyümesini engellemek için yerel yönetimlerin ve devletin ilk saatten itibaren devreye girmesi gerekirken, sosyal medya üzerinden çaresizlik mesajları, yalnızca “psikolojik bir rahatlık” sağlıyor.
Doğayı Kurtarmaya Değil; Kameraya Oynuyorlar!
Yangın bölgesine yapılan ziyaretler, bölgedeki durumun ciddiyetini anlatmaya çalışırken, bazı kişi ve kuruluşlar, bazen göstermelik bir yardım havası yaratıyor. Birçok belediye ve özel sektör kuruluşu, yangın bölgelerinde çalışan personelini, televizyon kameraları önünde “yardım ederken” gösteriyor. Ancak bu, gerçek bir yardım değil, görselliğe dayalı bir reklam introsu.
Sözde Yasal Düzenlemeler Ne Zaman Gerçekleşecek?
Yetkililer, her yangın felaketinin ardından bir dizi yasal düzenleme vaadinde bulunuyor. Ancak yangınları önlemek ve müdahale etmek adına yapılan bu düzenlemeler ne yazık ki, “kağıt” üzerinde kalıyor.
Yangın söndürme ekipmanlarının yeterli olup olmadığı, eğitimin ne seviyede verildiği ve sistemin ne kadar etkin çalıştığı, her yıl aynı acıları yaşadığımızda daha da net bir şekilde görülüyor. Yasal düzenlemeler ve altyapı yatırımları konuşuluyor, fakat sonuçta yine sadece açıklamalarla sınırlı kalıyor. Orman yangınları ile mücadelede gerçek reform ve etkili çözümler üretmek, ya çok geç ya da hiç olmuyor.
Yangınlar Sadece Doğayı Tahrip Etmiyor, Sorumluluk Eksikliğini Ortaya Koyuyor
Yangınla mücadele, yalnızca söndürme işlemi değil, önceden alınan tedbirler, yerel halkın bilinçlendirilmesi, etkin yönetim ve doğru altyapı yatırımları gerektirir.
Eğer her yıl yangınlar aynı hızla yayıldığında, geç müdahalelerle felaketin boyutları arttığında, hala gerçek çözümler değil, geçici çözümler konuşuluyorsa, sorumluluk hepimizin omuzlarında.
Gözyaşı Çözüm Değil!…
Her ne sebeple olursa olsun yangınlar olabilir; bu kaçınılmaz bir gerçek!
İnsan olarak hepimiz üzülüyoruz bu doğal afete tabi.
Yüreğimiz yanıyor ve gözyaşı döküyoruz doğal olarak…
Ama gözyaşıyla yangın söndürülemez.
Acılar, kayıplar ve duygusal tepkiler geçici bir rahatlama sağlasa da, kalıcı çözüm için gerçek adımlar atmak zorundayız. Bu yüzden, gözyaşımızı silmeli ve sadece duygusal tepkilerle yetinmemeliyiz Yangınların her geçen yıl daha da arttığı bu dönemde, hemen harekete geçmek artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Kalıcı çözümler üretmeli, bu çözümleri hayata geçirecek cesur adımlar atmalıyız. Çünkü doğamızın, geleceğimizin ve çocuklarımızın güvenliğinin teminatı, sadece söylemlerle değil, aksiyonla sağlanabilir.
Umarım bu yazım, yüreğimizde yanan orman yangınlarına soğuk bir su serpmeye vesile olur. Yangınların büyümesini engelleyebilecek her bir öneri, her bir bilinçli adım, felaketin daha da derinleşmeden önlenmesine yardımcı olabilir. Gerçek çözüm, yangınlar başlamadan önce alınacak önlemler ve toplum olarak bu konuda göstereceğimiz hassasiyetle mümkün olacaktır.

YORUMLAR