Şöyle geriye dönüp bakıyorum da… Necdet Calp, Besim Tibuk, Cem Boyner, Abdüllatif Şener, Yaşar Okuyan, Yaşar Nuri Öztürk, Saadettin Tantan, Emine Ülker Tarhan, Cem Uzan, Mustafa Sarıgül, İdris Bal, Aydın Menderes, Yusuf Bozkurt Özal, Turan Feyzioğlu, Turgut Sunalp, Ahmet Davutoğlu, Muharrem İnce ve kamuoyunda çeşitli söylemleriyle hafızalara kazınan daha niceleri… Ülkemizin siyasi tarihinde bir dönem yer edinip sonrasında aktif siyaset sahnesinin gerisine düşen bu isimleri elbette ki hatırlayanlar olacaktır.
‘Osmanlı İmparatorluğu’ deyip geçmemek gerek. Zamanında 36 vilayetten meydana geliyordu. Bunlardan biri Bağdat Vilayeti idi. Bu vilayete 29 sancak bağlıydı. Bu sancaklardan biri Basra Sancağı idi. Basra Sancağı 31 kazadan oluşuyordu. Bu kazalardan biri Lahza Kazası idi. Bu kaza 80 köyden oluşmuştu. Bu köylerden biri Ebul Hayr Köyü adını taşıyordu. Ebul Hayr Köyü ise 15 mezradan oluşuyordu. Şimdi lütfen sıkı durun. Bugün dünyanın en zengin ülkelerinin başında gelen Kuveyt, işte bu mezralardan birinin adıydı. Kimi zaman resmi anlatılarda detaya inilmese de, gerçek tarih bunları hafızasında ve arşivinde korumaya devam ediyor.
Birazcık da olsa tarih bilgisi olanlar elbette ki hatırlayacaklardır. Dersim olaylarının yaşandığı dönemin iktidar partisi ile, o olaylardan etkilenen yöre insanının çocukları ve torunlarının bugün aynı partiye her ortamda destek vermesi, siyaset sosyolojisi açısından düşündürücüdür. Bu seçmen grubunun siyasi tercihlerini belirlerken hangi motivasyonlarla hareket ettiği tartışma konusudur. Bir zamanlar CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, yaşanan acı olayların sorumlularına dair açıklamalarda bulunmuştu. Görünen o ki, yaşanan tarihsel olaylara rağmen CHP, belirli bir kesim için hala bir siyasi sığınak olarak görülmeye devam ediyor. Bir yöre kanaat önderinin geçmişte dile getirdiği “Köprüyü geçene kadar mecburiyetten kurulan ittifakların, zamanla kalıcı aidiyetlere dönüşmesi” minvalindeki sözleri, aslında bu durumu özetler niteliktedir.
Hatırlayanlar elbette vardır. Bir zamanlar siyasette “özgül ağırlığı” olduğunu ifade eden figürler vardı. Geçmişte malum yapının finans kaynaklarıyla yakın ilişkiler kurmaktan çekinmeyen, olayların gelişim sürecine en başından beri tanıklık edip sonradan “parsel parsel” çıkışıyla gündeme gelen ve ardından “kandırıldığını” ifade eden siyasileri gördük. Şimdilerde siyasi etkisini büyük ölçüde yitirmiş durumdalar. Siyasi arenada farklı söylemler arasında gidip gelen, zaman zaman mağduriyet edebiyatına başvuran, nihayetinde siyasi sırları ifşa eden bu tarz isimlerin Türk siyaset tarihindeki yeri tartışmalıdır. Sayın Bülent Arınç’ın kamuoyunda uzun süre tartışılan ve siyasi literatüre geçen o malum sözlerini de bu kapsamda değerlendirmek mümkündür. Bekleyip göreceğiz; zaman, daha hangi siyasi itirafları karşımıza çıkaracak. Neyse ki bahsi geçen yapının elindeki imkanlar, binalarla birlikte devletin ve Maarif Vakfı’nın tasarrufuna geçerek asıl yerini buldu.
Ülkemizin siyasi tarihinde “demokrat, dürüst ve hoşgörülü devlet adamı” diye tanıtılan ve 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında “Karaoğlan” lakabı ile topluma lanse edilen Bülent Ecevit’in, 1998 yılı başında Refah Partisi’nin kapatılması sürecinde sergilediği sert tutum hafızalardadır. Meclis kürsüsünden başörtülü bir milletvekiline yönelik “haddini bildirin” şeklindeki ifadelerinin üzerinden yıllar geçti ama tarih bu olayı da arşivine aldı. Kimi kurgulanmış anlatılarda bunlara yer verilmese de gerçek tarih bu tutumların hepsini kayıt altına almıştır. Millî Görüş çizgisinin engellenmesini savunan ve başörtüsü konusunda yasakçı bir zihniyeti temsil eden aktörlerle bugün ittifak kuran Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi gibi yapıların yöneticileri de tarihin notları arasındadır. Millet İttifakı’na destek veren muhafazakâr kimlikli seçmenlerin bu siyasi tercihi, geçmişte yaşananlar göz önüne alındığında tarihsel bir sorumluluk barındırmaktadır ve siyaseten ağır bir eleştiriyi hak etmektedir.

YORUMLAR