Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Savaş YUVA

Dik Dur; Ama Dik Kafalı Olma!

Bazen küçücük bir detay, koca bir zihniyetin röntgenini çeker.

Hikaye basit.

Bir gün sekretaryanın duvarına bir süs çiçeği asılır.

Ardından ofistekilerin her biri, fikrini ardı ardına beyan eder.

Biri der:
— “Gözüme yamuk duruyor.”

Öteki ekler:
— “Yok, bence düz!”

Başka biri atılır:
— “Çıta aksı kaçık.”

Bir diğeri ikilemde kalır:
— “Düz mü yoksa… Yok yok, eğri!”

Ve tartışma uzar gider böyle…

En nihayetinde keskin bir göz noktayı koyar:
— “Milim milim ölçüldü ve sonuç tam milimetrik!

Devam eder:
— “Ama keşke biraz  eğik olsaydı da buna modern sanat diyebilseydik!”

Diğerleri hep bir ölçüye saplanmış durumda…
Bir dik kafalılıktır…
Modern sanat diyebilme bakışı…
Dik bir duruştur.
Güzel espri deyip güler geçersiniz belki.
Oysa ezber bozan cesur bir bakıştır bu;
Algıları altüst eden bir hakikat…
Sıradanlığı yıkan bir ufuk…
Kalıpları yerle bir eden bir tespit…
Kuralı baştan yazan bir duruş…

Gelin, mevzunun tam kalbine dokunalım şimdi.
Ve mevzuatın özünü konuşalım.

Anlaşılan o ki;
Duvara asılan o çiçekle iç mekana özgün bir estetik katmak istenmiş.
Fakat amaç güzelliği hissetmek iken,
Gözler bir anda  milimetrik kusur avına çıkmış…
Sanatın büyüsü rafa kaldırılmış;
Sahneye hissiyatı yok eden cetveller, su terazileri yerleşmiş…

Zira estetik sanatıyla ilgilenenler çok iyi bilir:
Yerine göre düz olan da doğrudur,
Eğik olan da…
Burada asıl ölçü;
Doğruluğun veya eğriliğin  arasındaki  bakış açısında…

Peki ölçü buysa yamuk olan neydi?
Çiçek miydi?
Duvar mıydı?
Yoksa bakış açımız mıydı?

Neden her birimiz kendi mutlak doğrumuzun peşindeyiz?
Hangimiz belirledik doğrunun ve yanlışın sınırlarını?

Aynı kareye bakıp aynı detayları görüyoruz.
Ama her birimiz, resmi kendi sığlığına göre biçiyor.

İşte asıl yanılgı tam da burada:
Herkesin kendi kalıbını tek gerçek sanmasında,
“Sıfır hata” takıntısıyla kendi kibrini dayatmasında……
Herkesin aradığı sıfır hata arayışında…

Çünkü insan;
Kendi zihnindeki şablonu nesneye giydirir.
Kendi doğrularını ortama dayatır.
Bu insanın doğasında var;
Ama bu doğal değil…
Doğru değil…

Sanatta ortak nokta yoktur;
Biri için kavisli bir estetik olan,
Diğeri için simetri hatasıdır.
Biri için modern bir dokunuş olan,
Diğeri için kırık bir çizgedir.

Dönüp de bakın.
Evrenin oluşumunu izleyin.
Her şey  bambaşka…
Evren kusursuz bir simetri değil,
Muazzam bir “kırılma” ve “esneklik” üzerine kurulu…
Ki evrenin var oluş sırrı da bu nizamda gizli…
Kütle çekimi bile düz çizgiler çizmez;
Uzay, zamanı bükerek, açıları eğip bükerek işler.
Dünya düz değil, eğri büğrü ve yamuk…
Gezegenlerin yörüngeleri kusursuz birer daire değil, elips…
Ağaçların dalları göğe dikilmez, rüzgârın ritmiyle yamulur.
Nehirler dosdoğru akmaz, menderesler çizerek kıvrılır.
Dağların silueti, kayaların yüzü, fırtınanın izi…
Hepsi pürüzlü, hepsi girintili çıkıntılı.

Bir yaprağın damarları bile cetvelle çizilmez; esnek ve özgün yollar arar.
Yüzümüzün iki yarısı bile eşitsizdir, güzelliğimiz o ufak asimetride gizlenir.
Dünya yamuk diye dünyadan vaz mı geçelim yani?
Esneklik, mükemmellikten daima daha canlıdır.

Farklı olmak;
Her şeyi yeniden keşfetmektir.
Hala keşfedilmemiş sonsuz evrenler var;
Evrenin her zerresinde…

Düz olan hiçbir şey evrende kalıcı değildir.
Kalıcı olan, o açıların yarattığı dinamizmdir.

Sıra dışı olmalıyız…
Çünkü hiç sıradan bir hayatın içinde değiliz…
Dünya devi markalar da  bunun farkında.
Göze, kulağa “normal” gelen hiçbir şeye odaklanmıyorlar.
Kuralı bozan açılara yatırım yapıyorlar.
Kalıpları yerle bir eden bir ufuk sunuyorlar.
Sanatın ve cesaretin sınırlarını zorluyorlar.
Binalarına artistik bir açı veriyorlar…
Odalarına canlı bir hava katıyorlar..
Çünkü iyi biliyorlar ki;
Geleceğin şirketlerine ışık tutmak;
Ancak farklı bakış açılarıyla mümkündür.

Devasa şirketlerin oluşturdukları yapılara bir bakın.
Her biri, ezber bozan bir bakış açısı…

Katlar arasında dev kaydıraklar yükseliyor.
Salıncaklar zihni çocuksu özgürlüğe taşıyor.
Ofislerde dev tırmanma duvarları göze çarpıyor.
Koridorları olimpik koşu pistleri sarıyor.
Mimaride kaykay rampaları boy gösteriyor.
Adrenalin ve cesaret ruhlara işleniyor.
Uyku kabinleri durmanın asaletini hatırlatıyor.
Hiyerarşinin soğuk yüzü siliniyor.
Kaskatı disiplin samimiyetle kırılıyor.
Esneklik güce dönüşüyor.
Buz gibi duvarlar yıkılıyor.
Sanat dokunuyor, mekân canlanıyor.
Özgür düşünce nefes alıyor.
Pas tutmuş zihinler özgürleşiyor.
Baskı bitiyor, ilham başlıyor.

Çünkü çok biliyorlar:
İnsanı merkeze alan her adım, zafere çıkar.

Çiçek düz veya eğik olabilir…
Ama zihin esnek değilse,
Dünya hep yamuk görünür.

Herkesin dümdüz baktığı yerde,
O hata sanılan 1 derecelik farkı görebilmektir vizyon.

Cetveli, su terazisini bırakın.
Takılmayın duvardaki 1 derecelik açıya…
Yeter ki koca o resmi kaçırmayın…

Yamuk olan ne çiçek,
Ne ölçü,
Ne de açı…
Sorun; esnemeyi reddeden  vizyonunuzda.
Gözlerinizdeki illüzyonda…

Evren bile eğilip bükülürken,
Hala siz dümdüz olmakta mı direniyorsunuz?
Direnin bakalım…
Gün gelir devran döner;
Hayat sizi öyle bir eğer ki,
Ne cetvel yeterli olur düzeltmeye,
Ne de terazi…

Değiştirin artık bakış açınızı.
Değişmeyen o kaskatı kafanızı!
Değişime ayak uydurun.
Ayak bağı olmayın!
Yoksa bir de bakmışsınız ki;
Dünya öyle bir değişmiş,
Öyle bir evrilmiş ki…
Dünyaya nereden baktığınızı bile unutursunuz.
Ve unuttuğunuz yerde, unutulursunuz!…

Şimdi Paylaş:

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER