Dünya üzerinde, inancı, statüsü, milliyeti veya kültürü ne olursa olsun;
Her insanın üzerinde uzlaştığı bir gerçek var:
Zamanın geri dönüşsüz olduğu gerçeği…
Bir günün yirmi dört saat olması, zengini de fakiri de, bilgeyi de cahili de aynı yasaya tabi tutar.
Doğa ananın bize sunduğu en adil ve aynı zamanda en acımasız kuraldır bu.
Zaman, şelale gibi hızla akar…
Biz akışını izleriz sadece…
Her saniye bir kum saati gibi dökülüyor avuçlarımızdan…
Geriye ise sadece yorgun bir beden kalıyor.
Ve öyle bir geçer zaman ki…
Günler, geçerken yavaş görünür…
Ama geriye dönüp bakıldığında hayat bitivermiş…
Yıllar, hızla geçivermiş gözümüzün önünden…
Bir göz kırpması kadar…
Buraya kadar herkes hemfikir bu konuda…
Ama konumuz bu değil!
Herkes zamanın değerli olduğunu kabul eder;
Ancak zamanı nasıl öldürdüğünü bilmez;
Çoğu kişi…
Çoğu zaman…
İşte konumuz tam da burası:
Zaman, nasıl ölür?
Bunu an be an anlatacağım şimdi.
Atomu parçalar gibi bilimsel bir açıklamayla değil tabi ki…
Sadece acilen düzelmesi gereken hatalı ve hastalıklı toplumsal bir işleyişten bahsedeceğim.
Bir deyimle başlayayım.
Dilimizde “zamanı öldürmek” deyimi var mesela.
Aslında üzerine düşünülmesi gereken en ürkütücü deyimlerden biri bu.
Zaman, insanın var olabildiği tek düzlemdir.
Dolayısıyla zamanı öldürmek, insanın kendi varoluşunu parça parça intihar ettirmesidir.
İnsan zamanı öldürdüğünü sanırken, zaman aslında insanı tüketmektedir.
Zamanın katledildiği anlar “beklemekle” geçilen anlardır genellikle…
Zira “bekliyoruz” diyerek kendimizi avuturken, hayat sessizce parmaklarımızın arasından akıp gider.
Akıp giden zaman, aslında kendi varoluşumuzdan koparılan birer parçadır.
Nedense hep bekliyoruz…
Kimimiz banka şubesinde sıra numarasının yanmasını bekliyor…
Kimimiz hastane koridorlarında son çareyi bekliyor…
Kimimiz sevdiğinin dönmesini bekliyor…
Kimimiz istasyonda treni bekliyor…
Kimimiz umudu bekliyor…
Kimimiz yarını…
Bekliyoruz işte…
Bir neden olmasa da bekliyoruz…
Oysa beklemek, hayatı durdurmak değildir;
Yaşamı ertelemektir…
Erteledikçe eksilmektir…
Engellenmektir…
Eskimektir…
Bizi bekleten her an, hayatınızdan koparılan bir parçadır.
O parçanın yedeği, telafisi ve geri dönüşü yoktur.
Zaman, en değerli varlığımızdır.
Bu kadar değerli olan bir varlığı, bekleterek heba edemeyiz.
Hiçbir kurum, kuruluş, statü veya kişi, herhangi bir bahaneyi gerekçe göstererek sizi bekletemez.
Üstelik bekletmek, bir hak ihlalidir.
Çoğumuz denk gelmişizdir hayatın içinde bekletildiğimiz anlara…
Aşağıda yer verdiğim bahaneleri öne sürerek gününü kurtardıklarını zanneden kimseler var.
Siz de bir gün denk gelirseniz eğer bu kimselere, tokat gibi yapıştırın yüzlerine bu cevapları…
Yok sistem çöktü.
– Tedbirini alsaydınız; tek bir sunucuya mı bağlı koskoca altyapı?
Efendim elektrik kesildi.
– Jeneratörü devreye sokmayı akıl edemediniz mi?
Sanırım ağ koptu.
– Kopsun; yedekli hat çekmekten aciz misiniz?
Personel hasta oldu.
– Kurumunuz tek bir kişinin sağlığına mı bağlı?
Yoğunluk var.
– Yoğunluğun bir yazılım/yönetim hatası olduğunu bilmiyor musunuz niye?
Yetkili kişi izinli.
– Koca yapıda onun yerine imza atacak kimse yok mu?
İdari izin var.
– İdari izin vatandaşın hakkını gasp etme izni değildir.
Henüz onay gelmedi.
– Bürokrasinizin hantallığı bizi bağlamaz.
Merkeze yazı yazdık.
– Posta güverciniyle mi gönderdiniz, çağ atladık farkında mısınız?
Hava muhalefeti var.
– Doğa olaylarını ilk defa mı görüyorsunuz?
Malzeme kalmadı.
– Stok yönetimi, size önceden rapor sunmuyor mu?
Toplantı uzadı.
– Zamanı yönetemiyorsanız o koltukta ne işiniz var?
Kadro eksik.
– İstihdam planlamasını biz mi yapalım size?
Yeni eleman bilmiyor, hoş gör!
– Hoş görelim de; daha eğitimini tamamlamadan neden sahaya sürüyorsunuz acaba acemiyi?
Görevli yerinde yok.
– Burası yol geçen hanı mı, mesai saati ne işe yarıyor?
Galiba Acil işi çıktı.
– Sizin aciliniz benim önceliğimin önüne geçemez.
Bu saydıklarınızın hiçbiri mücbir sebep değil, sadece kötü yönetim ve liyakatsizlik itirafıdır.
Ve hepsine verilecek tek bir ortak cevap var aslında:
Kapasiteniz yetmiyorsa çekilin; burası zaman öldürme yeri değil.
Mecbur değilsin beklemeye:
Personelin uzayan çay molasını…
Saati geçmiş doktor randevusunu…
Eczanede onay bekleyen reçeteyi…
Durağa geç gelen otobüsü…
Semada rötar yapan uçağı…
Bagaj bandında dönüp duran valizi…
Bankadaki sıra numarasını…
Çalınan telesekreter müziğini…
Beklemek zorunda değilsin.
Hiçbirine.
Zira herkes, zamanı planlı bir şekilde yönetmek zorundadır.
Zamanı yönetemeyen, kurumu da yönetemez.
Hizmet de veremez.
Hiç kimse sizin zamanınızı satın alacak kadar güçlü değildir.
Dünyanın tüm sermayesi, bir dakikanızı bile hak etmez.
Telafisi olmaz zamanın…
Bir fincan kahve kokusuyla…
Uzatılan sıcak çayla…
Okunulacak bir dergiyle…
Mahcup özürlerle…
Süslü kelimelerle…
Haklı çıkaramaz;
Hiçbir ikram…
Hiçbir ikna edici söz..
Sizi bekleteni…
Geri getiremez zamanı;
Hiçbir güç,
Hiçbir bedel,
Hiçbir şey…
Beklemeyin!
Hiçbir yerde…
Hiçbir şekilde…
Hiçbir zaman…
Hiçbir durumda…
Hiçbir kapıda…
Hiçbir kuyrukta…
Hiçbir durakta…
Beklemeyin!
Konu ne olursa olsun,
Kim olursa olsun,
Mazereti ne olursa olsun,
Beklemeyin!
Konu ne olursa olsun,
Kim olursa olsun,
Mazereti ne olursa olsun,
Ve asla unutmayın;
Bekletilmek bir özür değildir;
Liyakatsizliktir…
İş bilmezliktir…
Tedbirsizliktir…
ihmalkarlıktır…
Yönetimsizliktir…
Bekleten her eylemin ağır bir bedeli olmalıdır.
Sizi bekletenlere karşı hakkınızı bir avukat gibi savunun.
Sınırlarınızı, bir asker kararlılığıyla koruyun.
Zamanınızı çalanın, karşılığını fazlasıyla ödemesini sağlayın.
Asla taviz vermeyin.
Kes bağını,
Kim bekletiyorsa seni…
Kimmiş,
Eşmiş,
Dostmuş,
Bakma adına,
Bakma ardına.
Kim olursa olsun,
Koparıp at,
Sil hayatından.
Göm zamanın dibine,
Görsün çapını,
Çırpınsın acı içinde..
Zamanın sahibi sizsiniz.
Efendisi olun.
Kendi hayatınızın başrolü olun.
Başkalarının ajandasında figüran olmayı reddedin.
Kendi ömrünüzü kimsenin kifayetsizliğine feda etmeyin.
Geri gelmeyecek tek şey zamandır.
Vaktinizi vaktinde koruyun.
Sınırlarınızı ihlal eden kimseye saniyenizi dahi vermeyin.
Kaybolan bir parayı telafi edebilirsiniz belki, ancak kaybolan bir saniyeyi geri getirmenin hiçbir yolu yoktur.
Bu nedenle zamanın değerini zamanınız varken zamanında bilin.
Sizi bekleten hiçbir kapını önünde durmayın.
Çarpın
Ve çıkın.
Çünkü o kapının ardındaki güç, sizin saniyelerinizden daha büyük değil.
Unvanlar, makamlar, yapılar…
Hepsi zamanın karşısında birer gölgeden ibaret.
Şu an hala bir yerde bekliyor musunuz?
Kalkın!
Ve orayı terk edin!
Siz durdukça, o eşik daha da büyüyecek gözünüzde.
Siz eğildikçe, o tavan daha da basacak üzerinize.
Siz bekledikçe, liyakatsizlik kendine hak devşirecek sizin ömrünüzden.
Bırakın sistemleri çöksün.
Bırakın ağları kopsun.
Bırakın jeneratörleri çalışmasın.
Onların organizasyonel körlüğü, sizin teslimiyetiniz olmak zorunda değil.
Dönün arkanızı.
Adımınızı atın.
Rüzgarı arkanıza alın.
Kendi pusulanızın hakimi olun.
Kalktınız.
Yürüdünüz.
Gittiniz.
Şimdi özgürsünüz.
Şimdi zaman sizsiniz.
Alkışlıyorum…
Hepsi bu kadar!

YORUMLAR