Dün 1 Mayıs’tı…
İşçi Bayramıydı…
Emek ve Dayanışmanın günüydü…
Meydanlar dolup taştı…
Marşlar söylendi…
Halaylar çekildi…
Mesajlar atıldı…
Süre doldu…
Ve bitti.
Sonra mı?
Evli evine…
Köylü köyüne…
Başarılı da geçti hani;
Ben ikna oldum mesela (!)
Olaysız..
Kazasız belasız…
Sanki bir eylem değil,
Kusursuz işleyen bir kurgu…
Dostlar alışverişte görsün misali;
Kurulmuş bir sahne…
Her şey olması gerektiği gibi…
İn cin, incinmeden…
İnce ince planlanmış;
Uygulamalı bir senaryo gibi.
Öfke bile provalı…
İsyan bile koreografi…
Sahneler, sahne sahne…
Birbiriyle tam senkronize…
Hata yok.
Taşkınlık yok.
Sınır ihlali yok.
Saat gibi işliyor her şey…
Tıkır tıkır…
Sıfır hata payıyla kurulan bir organizasyon.
İsyan bile cetvelle çizilmiş sınırların içinde…
Ne bir adım eksik, ne bir fazla…
Sloganlar kimseyi rahatsız etmeyecek tonda…
Vitrin camı çizilmesin diye özenle seçilmiş kelimeler…
Kimsenin uykusunu kaçırmayan;
Kalıbına uydurulmuş bir formalite!…
Ve 1 Mayıs kutlandı sonuçta;
Adabıyla edebiyle…
*****
Peki ne değişti derseniz?!…
Hiç!
Ama sadece bir ‘hiç’ değil bu;
Kocaman bir hiç!…
Sıfırın yanına kucak dolusu sıfırlar ekleyecek kadar;
Uçsuz bucaksız bir hiç!”
Her yıl olduğu gibi:
İşçi yine aynı işçi…
Emek terazisi yine hileli…
Alın teri ucuz..
Yük hep ağır…
Yollar uzun..
Umut, umutsuz…
Yarının adı var, kendi yok…
Gelecek yine geçmişin gölgesinde…

süper hocam
İşçiliği sadece bir sınıf değil, bir zaman kiralama meselesi olarak tarif etmeniz iyi bir tespit
Köleymişiz meğer hala şoktayım