Tahammül; İdare edebilme, sabır gösterebilme sanatıdır. Hayatımızı kolaylaştıran, derin bir nefes alıp daha sağlıklı kararlar vermemizde önemli rol oynayan zihnimizin gizli kahramanlarındandır. Ne yazık ki hayat bazen katlanılmaz oluyor. İlkokulda coğrafya derslerinde sürekli olarak zihnimize sokulan ülkemizin jeopolitik konumundan sepep midir nedir? Artık nasıl bir konumdaysak ülkemizde etrafımız da sürekli ateş çemberi. Kendimi bildiğimden beridir sona ermeyen ekonomik krizler, terör olayları, rüşvetler, liyakatsızlık vs.vs… Bitmeyen bir kaosun içinde yaşayan çetin şartlara uyum sağlamış insan topluluklarıyız diye tanımlıyorum şahsen bu toprakların insanlarını. Ülkemizin yaşadığı sıkıntılardan herhangi birinin yarısını gelişmiş ülkelerden birinde yaşansa neler olur neler? Bir tespit yapmak gerekirse konuyla alakalı diğer milletlere nazaran tahammül sınır eşiğimizin ne kadar yüksekte olduğunu ama birbirimize tahammül sınırımızın bir o kadar düşük olduğunu söylesek yanlış olmaz diye düşünüyorum.
Günümüzde egoistliğin tavan yaptığı başkalarının sinir uçlarına basarak mutlu olmaya çalışan son sürüm insanların türediğini, sosyal ilişkilerin hızla çürüdüğünü, aile, komşuluk, arkadaşlık, dostluk, insanlık gibi kavramların tanımlarının yeniden yazıldığını görüyor ve bu durum karşısında üzülüyorum. Trafikte, markette, sokakta, stadyumda kısacası insanın olduğu her yerde birbirine tahammül edemeyen, saygı göstermeyen bencil davranışlarla karşılaşıyor ve bu durumun halkın nezdinde tepkiyle karşılanmaması karşısında doğallaşmaya başladığına tanık oluyorum. Teknoloji hızla gelişiyor ama insanlık aynı oranda ilkelleşiyor. Her şeyin yapayına alışıyoruz da duyguların yapayına alışmak olmuyor işte. Silinen değerlerimiz karşısında hayret etmemek elde değil. İnsanlığın varoluşundan bu yana aydınlık ve karanlığın savaşında karanlığın bu kadar üstün olduğu başka bir dönem olmadığını bize anlatılan tarihten biliyoruz. Yaşadığımız dönem zor ama mücadele edebilecek insanların oluşu haksızlığa başkaldıran sürü anlayışına uymayan insanların varlığı bir nebze de olsa umut ışığı olarak karşımıza çıkıyor. Değişim insanın kendisiyle başlar. Sonra etrafını aydınlatır. Onlar da kendi etrafını bu vaziyet bir çığ etkisiyle büyür gider. Unutmayalım bu hayatı birlikte yaşıyoruz, kimse uzayda tek başına yaşamıyor. Yani ister istemez birbirimize katlanmayı öğreneceğiz. Öğrenemezsek? O zaman her sabah birini engelleyip, akşam bir başkasından engel yersin. Kısır döngüye hoş geldiniz.
Tahammül, “of yeter be” deyip bağırmak yerine, derin nefes alıp “tamam ya, geçer” diyebilme sanatı. Sırf ortam dağılmasın, kalp kırılmasın, saçma sapan şeylerden dünya savaşları çıkmasın diye susuyorsun bazen. Bu zayıflık değil; aksine, büyük olgunluk. Çünkü laf sokmak kolay, ama ilişkileri yürütmek ustalık ister.
Tahammül ettiğin insan seni sinir ediyor olabilir ama o kişi belki de hayatındaki en kıymetli insan. E o zaman ne yapacaksın? Ufak tefek şeyleri sineye çekip, büyük tabloya bakacaksın. Her sinir olduğunda ipleri kesersen, elde ne ip kalır, ne de insan.
Kendini de seve seve değil, sabrede sabrede kabulleneceksin.
Tahammül, ilişkilerin yağlayıcı spreyi gibi bir şeydir: Gıcırtıyı azaltır, pası alır, süreci yürütür. Ne kadar seversen sev, tahammülün yoksa o ilişki ömrünü tamamlayamaz. Ama bir bakmışsın; “ya sabır” dediğin yer, en sağlam bağların kurulduğu yer olmuş.
Kısacası: tahammül edelim ama kendimizi ezdirmeyelim. Kibarlığın korkaklık olmadığını da karşımızdakine hissettirelim.
Susturalım ama yutmayalım.
Anlayalım ama unutmayalım.
Sevelim ama kör olmayalım.
Çünkü bu işin sırrı denge.
Ve unutma; sabreden derviş, zamanla her şeyi göğüsler… Anı yaşa, anın kıymetini bil. Asında Tahammül etmek zorunda olduğumuz tek şey belirli bir vakti olan hayatımız.

YORUMLAR