Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Mekke Anlaşması Çin’de nasıl yankılandı?

Ali Ünal 7 Ağustos’ta Mekke’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi

Ali Ünal

7 Ağustos’ta Mekke’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in attığı imzalar, Orta Doğu ve çevresindeki güvenlik dengeleri açısından yeni bir tartışmanın kapısını açtı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın tam metni henüz kamuoyuna açıklanmadı. Ancak üç ülkenin aynı gün yayımladığı ortak açıklamaya göre anlaşma, savunma alanındaki iş birliğini güçlendirmeyi ve her türlü saldırganlığa karşı ortak caydırıcılığı artırmayı amaçlıyor.

Ortak açıklamada yer alan, “üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının üç ülkenin tamamına yapılmış sayılacağı” hükmü uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Bazı çevreler bu hükmü, NATO Antlaşması’nın 5. maddesinde yer alan kolektif savunma yükümlülüğüne benzetti.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da 8 Ağustos’ta basına yaptığı açıklamada, söz konusu hükmün “teknik açıdan” NATO’nun 5. maddesine denk düştüğünü söyledi. Bununla birlikte Fidan, üçlü mekanizmanın ancak üyelerden birinin saldırıya uğraması durumunda harekete geçeceğini vurguladı ve ortak savunmanın hangi mekanizmalarla hayata geçirileceği gibi ayrıntıların hâlen müzakere edildiğini belirtti.

Mekke’den gelen haber dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Beijing’de de yakından takip edildi. Bunun önemli nedenlerinden biri, anlaşmayı imzalayan üç ülkenin de Çin’in bölgesel politikalarında farklı açılardan önemli konumlara sahip olması.

Her şeyden önce Pakistan, Çin’in sıradan bir bölgesel ortağı değil. Beijing’in resmî tanımıyla Çin ve Pakistan, “her koşulda stratejik işbirliği ortakları”. 2026, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 75. yılı. Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping de mayıs ayında iki ülke arasındaki siyasi güven, güvenlik işbirliği ve uluslararası koordinasyonun ulaştığı yüksek düzeye özellikle dikkat çekti. Çin ile Pakistan ayrıca mart ayında Körfez ve Orta Doğu’da barış ve istikrarın yeniden sağlanmasına yönelik beş maddelik ortak bir girişim açıkladı.

Suudi Arabistan ise Çin’in hem enerji güvenliği hem de Orta Doğu politikası açısından en önemli ortaklarından biri. Beijing ile Riyad arasındaki kapsamlı stratejik ortaklık bu yıl onuncu yılını doldururken, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi kısa süre önce Suudi Arabistan’ı çok kutuplu dünya düzeninin oluşumunda “vazgeçilmez ve önemli bir güç” olarak tanımladı.

Türkiye’nin konumu ise farklı bir nedenle önem taşıyor. NATO üyesi Türkiye ile Çin, 2010’dan bu yana stratejik işbirliği ilişkisine sahip. Beijing ayrıca Kuşak ve Yol İnisiyatifi ile Türkiye’nin Orta Koridor girişimi arasındaki uyumun geliştirilmesini uzun süredir ikili ilişkilerin önemli başlıklarından biri olarak görüyor.

Üstelik Çin’in bölgedeki güvenlik tartışmalarına ilgisi yeni değil. Mart 2023’te, yedi yıl boyunca diplomatik ilişkileri kesik olan Suudi Arabistan ile İran’ı yeniden aynı masaya oturtan ve ilişkilerin normalleşmesini sağlayan anlaşma Beijing’de imzalanmıştı. Çin bu süreçte yalnızca ev sahibi değil, görüşmeleri destekleyen ve kolaylaştıran taraflardan biri olmuştu.

Dolayısıyla Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi Çin’in farklı düzeylerde yakın ilişkiler kurduğu üç önemli bölgesel gücün yeni bir savunma mekanizmasında buluşması, Beijing açısından da kayda değer bir gelişmeydi. Nitekim anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından Çin medyasında konuya ilişkin bir dizi haber ve yorum yayımlandı. Bu değerlendirmeler yan yana konulduğunda bazı ortak temaların belirgin biçimde öne çıktığı görülüyor.

Xinhua haber ajansında yayımlanan ve Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) resmî yayın organı Renmin Ribao’da (Halkın Günlüğü) da yer verilen analize göre, üç ülke arasındaki yakınlaşmanın arkasında iki temel neden bulunuyor. Bunlardan ilki, İran merkezli çatışmalar, İsrail’in genişleyen askeri operasyonları ve Husilerle yeniden yükselen gerilim nedeniyle kötüleşen bölgesel güvenlik ortamı. İkincisi ise bölge ülkelerinin ABD’nin güvenlik taahhütlerine duyduğu güvenin azalması.

Xinhua’ya göre anlaşma, Suudi Arabistan’ın ekonomik gücünü, Pakistan’ın nükleer ve askeri kapasitesini, Türkiye’nin ise NATO deneyimi ve savunma sanayisini bir araya getirerek üç ülke arasında stratejik bir tamamlayıcılık yaratabilir. Uzun vadede bunun ABD’nin bölgesel etkisini zayıflatabileceği ve yeni bir bölgesel güvenlik mimarisinin oluşmasına katkıda bulunabileceği değerlendiriliyor. Ancak Xinhua, anlaşmanın gerçek ağırlığının, ortak savunma hükümlerinin olası bir kriz anında nasıl uygulanacağıyla ortaya çıkacağının da altını çiziyor.

İngilizce yayın yapan Global Times ise meseleye daha doğrudan bir çerçeveden yaklaşıyor. Gazeteye göre asıl mesele, Mekke Anlaşması’nın “NATO benzeri” olup olmadığından çok, Orta Doğu’daki güvenlik mimarisinin ABD merkezli yapıdan uzaklaşmaya başlamasında yatıyor.

Global Times, anlaşmanın henüz NATO’dakine benzer ortak komuta, lojistik ve kurumsal yapılara sahip olmadığını kabul ediyor. Buna karşılık petrol gücü Suudi Arabistan’ı, nükleer kapasiteye sahip Pakistan’ı ve güçlü ordusunun yanı sıra gelişen savunma sanayisine sahip Türkiye’yi aynı güvenlik çerçevesinde buluşturmasının başlı başına önemli bir jeopolitik değişime işaret ettiğini savunuyor.

Gazetenin analizine göre Körfez ülkeleri, bölgesel çatışmalar karşısında ABD’nin güvenlik garantilerinin yeterliliğini giderek daha fazla sorguluyor ve alternatif ortaklıklar geliştiriyor. Mekke Anlaşması da bu çerçevede bölge ülkelerinin güvenlik alanında stratejik özerklik, öz yeterlilik ve çok kutupluluk arayışının önemli göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Milliyetçi çizgisiyle tanınan Guancha.cn’de yayımlanan yorum da benzer bir hattan ilerliyor. Burada da anlaşmanın kendisinden çok, ABD merkezli Orta Doğu güvenlik düzenindeki aşınma öne çıkarılıyor.

Yazıya göre Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşması, bölge ülkelerinin güvenliklerini yalnızca ABD’nin askeri korumasına bağlamak istemediklerinin yeni bir göstergesi. İran kaynaklı tehditler, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimler ile ABD’nin askeri kaynakları üzerindeki artan yük, Washington’ın geleneksel güvenlik garantilerinin yeterliliği konusunda soru işaretleri yaratıyor. Buna karşılık Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan da kendi aralarındaki savunma iş birliğini güçlendirerek stratejik hareket alanlarını genişletmeye çalışıyor.

Ancak Guancha.cn önemli bir ayrım yapıyor: Bu gelişme ABD’den kopuş veya Çin’e yöneliş anlamına gelmiyor. Ortaya çıkan model, tek bir büyük güce bağımlılık yerine ABD, Çin ve bölgesel aktörler arasında güvenlik ilişkilerinin çeşitlendirilmesine dayanıyor. Bu haliyle Mekke Anlaşması, Orta Doğu ve Güney Asya’da daha çok kutuplu bir güvenlik düzenine geçişin işaretlerinden biri olarak okunuyor.

Çin’in önde gelen bu üç farklı yayın organının ilk değerlendirmeleri yan yana konulduğunda, Mekke Anlaşması’na bakışlarında belirgin bir ortak nokta ortaya çıkıyor.

Çin basını anlaşmayı ne ABD karşıtı yeni bir blok ne de bölge ülkelerinin Çin’e yönelişi olarak sunuyor. Tam tersine üç yayın organı da anlaşmanın henüz kurumsal bir askeri ittifaktan uzak, sınırları ve uygulama mekanizmaları tam olarak belirlenmemiş bir siyasi taahhüt olduğunu özellikle vurguluyor.

Ortaklaşan ikinci nokta ise anlaşmanın ortaya çıkış nedenine ilişkin: Orta Doğu’daki güvenlik ortamının kötüleşmesi ve bölge ülkelerinin ABD’nin güvenlik garantilerine duyduğu güvenin azalması.

Bu çerçevede Mekke Anlaşması, Çin medyasında büyük ölçüde ABD merkezli bölgesel güvenlik düzenindeki aşınmanın bir belirtisi ve bölge ülkelerinin stratejik özerklik arayışının bir yansıması olarak okunuyor. Ancak bu gelişme Çin’e doğrudan bir yönelişten çok, güvenlik ilişkilerinin çeşitlendiği daha çok kutuplu bir düzene geçiş olarak değerlendiriliyor.

Kısacası Beijing’in gözünden Mekke Anlaşması, Ankara-Riyad-İslamabad hattının Washington’a sırtını dönmesinden çok, bu üç ülkenin kendi güvenlikleri konusunda seçeneklerini genişletme arayışını temsil ediyor. Bu yönüyle anlaşma, Çin’in uzun süredir savunduğu çok kutuplu dünya düzeni tezinin bölgesel güvenlik alanındaki yeni göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Hibya Haber Ajansı

Şimdi Paylaş: